MÜSADEME-İ EFKAR TEFRİKA ÜRETMEZ
Bismillâh,
Elhamdülillâh,
Salâtüselâm Rasûlullah.
Değerli ağabeyim Hami Özdil’in, “Diasporanın Kutuplaşmasına Hizmet Etmemek Gerekir” başlığıyla kaleme aldığı yazısını (1) dikkatle okudum. Kamuoyu önünde neşredilmiş bir yazıya yine kamuoyu önünde cevap vermek ihtiyacı hissetmesini tabii karşılıyor ve kendisine teşekkür ediyorum.
Evvelen,
Değerli ağabey yazımın sonunda (5) ulaştığım üç temel sonucu benden daha açık bir biçimde ifade etmiş:
“Çeçenistan yönetimi meşrudur. Onunla kurulacak ilişkiler olumlu karşılanmalıdır. Diasporanın buna yönelik faaliyetleri desteklenmelidir.”
Evet, Hami ağabey beni doğru anlamıştır. Ben gerçekten böyle düşünüyorum. Teşekkür ederim.
Salisen,
Yazımın (5) bir takım kavramlardan hareket ederek okuyucuyu belirli bir siyasî sonuca yönlendirdiğimi söylemektedir. Doğrudur. Ezcümle fakirin yazıları (2) hakikat arayışının okurlarla paylaşımıdır. Ulaştığı yerlerin beyanı ve katkı talebinin arzıdır.
Saniyen,
Ağabey, yazıda “her gayret kıymetlidir”, “olumlu karşılanmalıdır” gibi ifadelerin bulunmasından hareketle yazının tarafsız olmadığını söylüyor. Bu tespitte de bir problem görmüyorum. Çünkü ben zaten tarafsız bir akademik inceleme iddiasında değildim. Fakirin iddiası ve amacı tarafsızlık değil, hakkaniyettir.
Bir itirazım varsa o da taraflılığa değil haksızlığa; farklı kanaate değil, hakikatin tahkir ve yaftalama yoluyla bastırılmasına yöneliktir.
Allah aşkına lütfen, bakınız. ( https://kafkascecen.org.tr/cevap-a-cevap/ )
Slogan, tahkir, tekfir, istihza, yaftalama v.s yok mu? Burası ağır eleştiri midir?
Bir insanın bir mesele hakkında kanaati olabilir. Hatta bu kanaati açık ve güçlü biçimde savunabilir. Fakat bunu yaparken muhalifini yaftalamak, tahkir etmek veya onun şahsiyetini hedef almak zorunda değildir. Benim “usûl”, “edep”, v.s. vurgularımın temelinde de bu vardır.
Rabian,
Önemli bir başka tespiti, benim fiilî durum ile meşruiyet arasında güçlü bir ilişki kurduğum yönündedir. Bu tespiti de açık yüreklilikle kabul ediyorum.
Evet, fiilî gerçeklik ile meşruiyet arasında güçlü bir ilişki kuruyorum. Fakat bunları özdeşleştirmiyorum. Fiilî gerçeklik, meşruiyetin tek ölçütü değildir; fakat meşruiyet tartışmasının dışında da bırakılamaz.
Sorulan “Hangi meşruiyet?” sorusu da bu açıdan önemlidir. Bir yönetimin meşruiyeti tek şartlı değildir. Reel durum, hukukî tanınma, anayasal statü, fiilî yönetme kapasitesi, toplumsal kabul, siyasal süreklilik ve uluslararası ilişkilerdeki konumu v.s. gibi farklı boyutları vardır.
Dolayısıyla benim Çeçenistan yönetimine dair meşruiyet kanaatim tek bir ölçüte dayanmamaktadır. Bunların toplamından ortaya çıkan bir sonuçtur.
Elbette bu kanaate katılmayanlar olabilir. Onların farklı düşünmesini de tabiî karşılarım.
Hamisen,
Hami ağabey yazımda kullandığım şu ifadeyi özellikle dikkat çekici bulmuş:
“Onlarca yıldır birçok ürün ve hizmetiyle ortadadır.”
Bunun olumlu bir idarî başarı çağrışımı taşıdığını söylüyor.
Doğrusu, bu değerlendirmesi beni kendi cümlem üzerine yeniden düşünmeye sevk etti.
Bugün geriye dönüp baktığımda, Çeçenistan’daki mevcut yönetimin yalnızca eleştirilecek yönlerini değil; ortaya koyduğu bazı başarılı iş ve hizmetleri, kurumsal kapasitesini ve toplum hayatında meydana getirdiği olumlu sonuçları da gördüğümü fark ediyorum. Bunu bugüne kadar aynı açıklıkla ifade etmemiş olmam ise benim kendi eksikliğimdir.
Hami ağabeyin bu vurgusu, benim belki de kendi düşün dünyamda eskiye dönük bir takım duygusal nedenlerle yeterince fark etmediğim bu olumlu değerlendirmeyi bana yeniden düşündürmüştür. Bu sebeple kendisine ayrıca teşekkür ederim.
Evet;
Bugün Çeçenistan’daki mevcut yönetimin bazı yönlerini başarılı bulduğumu, toplum hayatında ve devlet yapılanmasında ortaya koyduğu bazı sonuçları olumlu değerlendirdiğimi açıkça ifade ediyorum.
Bununla birlikte bu değerlendirme, yönetimin eski ve yeni bütün uygulamalarını haklı, iyi, doğru veya bütün politikalarını başarılı bulduğum anlamına gelmez.
Bir yönetimi değerlendirmek, ya bütününü aklamak ya da bütününü mahkûm etmekten ibaret değildir. Başarılarını görmek, hatalarını görmemeye; hatalarını eleştirmek de başarılarını inkâr etmeye mecbur etmez. Buradaki usulümü daha önce yazdım. (3,4)
Sadisen,
Ağabey, Rusya’yı tarif ederken kullandığım “Rusya da tarihî derinliği olan, anayasal kurumlara, idarî mekanizmalara ve yerleşik devlet geleneklerine sahip bir devlettir.”
ifadesine de dikkat çekiyor. Evet, bu cümleyi bilinçli olarak yazdım. Önceki yazımda “kukla devlet”, “kukla rejim” ve benzeri ifadelerin tahkirâmiz bir siyasî slogan hâline getirilmesine itiraz ediyordum. Benim söylemek istediğim, Çeçenistan’daki mevcut yapının, kukla olmayıp; Federasyon içerisinde beyan edilmiş, belirli bir hukukî ve idarî sistem içinde bulunan, bir yapı olduğudur. Bu bir övgü değil tespittir ve gerçektir. Tahkirâmiz nitelemeye cevap çabasının delili sunulmuştur.
Sabian,
Şarkışla toplantısının temsil, katılım ve karar alma usullerine dair elbette eleştiriler yapılabilir; benim de var. Ancak benim yazım toplantının usulünü değerlendirmeyi amaçlamıyordu. Asıl vurgum, Özellikle de usul eleştirilerimizi esası zedeleyen mekanizmalara dönüştürmeye çalışabilecek mihraklar varken esasın usule dair tartışmalarla gölgelenmemesiydi.
Saminen ,
Yazımda kullandığım “Her gayret kıymetlidir” ifadesinin de yanlış anlaşılmasını istemem.
Bu ifade “Her yapılan iş doğrudur.” anlamına gelmemektedir. Benim kastım, Çeçenistan ile diaspora arasında bağ kurmaya yönelik samimi gayretlerin küçümsenmemesi gerektiğidir. Bir gayreti değerli bulmak, o gayretin bütün ayrıntılarını tasvip etmek değildir. Bunların birbirinden ayrılması gerektiğini düşünüyorum.
Hulâsa-i efkâr,
Hami ağabey, son yazımın “toplumsal mutabakata hizmet etmediği” kanaatindedir. (5)
Nezaketle affına sığınarak reddediyorum.
Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan doğar. Fikrini beyan etmek, farklı düşünmek, itiraz etmek ve yanlış gördüğünü söylemek tabiîdir. Kutuplaşma ise farklı düşünenleri düşmanlaştırmak, yaftalamak, tahkir etmek ve ortak zemini yok etmektir. Çünkü kutuplaşmayı önlemek, ihtilafı inkâr etmek değildir. Konuşulmayan ihtilaf da ortadan kalkmaz.
Bir ihtilafı dile getiren, çözmeye çalışan kişi, o ihtilafın müsebbibi veya tahrikçisi midir? Mutabakat, ihtilafı yok sayarak mı sağlanır?
Beraber yürümek, bütün ihtilafları ortadan kaldırmak değil; farklı düşündüğümüz hâlde birbirimizi düşmanlaştırmadan, tahkir etmeden ve niyet okumadan hakikati birlikte arayabilmektir.
İhtiyacımız olan, ihtilafsız bir diaspora değil; ihtilafını düşmanlığa dönüştürmeyen bir diasporadır.
Yürümek isteyenlerle, beraber yürüyebilmek duasıyla…
وَاللّٰهُ أَعْلَمُ بِالصَّوَابِ
“Doğruyu en iyi Allah Teâlâ bilir.”
Yahyahan GÜNEY
2026,08,15.
Başakşehir
EK NOT:
bazı eski yazıları okudum.
Değerli Erol ağabeyin (6) yazılarındaki harikulade tespit ve basirete tekrar mest oldum. Öngörü inanılmaz. Lütfen 16 yıl önceki yazıları okumadıysanız bile tekrar gözden geçiriniz. Ben yavaş yavaş okudum. Çok göründüğüne bakmayın.
Okudukça akıyor.
Çok dua ettim.
https://kafkascecen.org.tr/cecenya-2010-kisisel-gozlem…/
https://kafkascecen.org.tr/cecenya-2010-2/
https://kafkascecen.org.tr/cecenya-2010-3/
https://kafkascecen.org.tr/cecenya-2010-4/
https://kafkascecen.org.tr/cecenya-2010-5/
Dipnotlar:
- https://kafkascecen.org.tr/diyasporanin-kutuplasmasina-hizmet-etmemek-gerekir/
- https://kafkascecen.org.tr/author/yahyahan-guney/
- https://kafkascecen.org.tr/teavun-ve-tekamul/
- https://kafkascecen.org.tr/muhali-taleb-meylut-tahrib/
- https://kafkascecen.org.tr/vakiayi-inkar-fikri-ihya-etmez/
- https://kafkascecen.org.tr/author/erol-yildir/










