DERNEĞİMİZİN İLK NÜVESİ VE KURULUŞ HİKAYESİ

Daha önceleri yaşadığımız köylerde kendi kültürümüzü, dilimizi, geleneklerimizi canlı şekilde yaşıyor ve sürdürüyorduk. Şu anda yaşamakta olduğumuz, dilimizi ve kültürümüzü kaybetme endişelerimiz o zamanlarda yoktu. 1950’li yıllarda başlayıp 1980’li yıllarda hız kazanan büyük şehirlere göçün henüz etkilerinin hissedilmediği dönemden söz ediyorum.

 

Doğduğum ve çocukluk ve gençlik yıllarımın geçtiği Çardak’ta büyük küçük herkes Çeçence konuşurdu. Düğünler, cenaze törenleri, bütün sosyal ilişkiler ve iş bölümü toplumun örf ve adetlerine göre olurdu. Herkes akrabasını, sülalesini, gelenek ve adetleri çok iyi bilir ve münasebetler ona göre kurularak sürdürülürdü. Sosyal hayat da çok canlı idi. Ev yapan birisine, ya da ihtiyaç duyulduğu durumlarda gençler imece ile çalışarak destek verirlerdi. Bu çalışmayı, eğlence düğünü de yaparak keyifli hale getirirlerdi. Cenaze olduğu gün bütün iş yerleri kapanırdı. Cenaze olduğunda çevre köylere haberci salınır, bütün çevre köylerden kafileler gelerek taziyeye katılırlardı. İyi ve kötü günler güçlü dayanışma ile birlikte karşılanır ve yaşanırdı.

 

Çevre köylerde yaşayanlar, onlarca katır ve eşekle gelerek, Çardak’taki büyük dükkanlardan alışveriş yaparlardı. Terziler, demirciler, kasaplar, ayakkabı tamircileri, soba imalatçıları, fırınlar vardı. Bir dönem iki adet sinema vardı. Kışları çok uzun ve karlı geçerdi. Çocuklar birçok sorumluluğun yanı sıra kızak kayma ve kartopu oyunları başta olmak üzere birçok keyifli oyun oynarlardı. 

1960’lı yıllardan sonra Türkiye’de, tüm dünyada olduğu gibi, eğitim, sağlık, iş ve diğer birçok sebeple insanlar hızla şehirlere taşınmaya başlamış ve köyler boşalmaya başlamıştı. Şehirlerde insanlar köylerde olduğu gibi birlikte yaşam alanları kuramadılar, kalabalıklar arasında herkes gibi yaşam savaşı verirken yeni çevreler ve akrabalıklar edindiler. Birbirleriyle çok az görüşebildiler, ya da hiç görüşemez oldular. Böylece önce yeni yaşamlarına adapte olma savaşına giriştiler, şehir hayatına intibak ederken eski geleneksel yaşam biçimlerinden yavaş yavaş kopmaya başladılar. Bu dönüşüm, sosyal hayatı da büyük ölçüde etkiledi, büyük kentlerde doğan nesiller akrabalıklarını ve kültürünü yaşama alanlarından mahrum olmaya başladıkları gibi, dilin konuşulduğu ortamın da yitirilmesiyle birlikte atalarının dilini de öğrenemediler. Yoğun iş hayatı, mesafelerin uzaklaşması ve bunun gibi sebeplerle istedikleri zaman birbirleriyle iletişim kurma imkanları zorlaştı. İnsanların büyük şehirlerdeki yaşamında doğal olarak hastalıklar ve ölümler yaşanıyordu. Memlekette bir vefat hadisesi duyulduğunda hemen herkes anında toplanır ve ilgilenir iken, İstanbul’da bu tür durumlarda çok yakın ailesi dışında insanların haberi olmuyor, ya da cenazeye katılımı mümkün olmuyordu. 

Nitekim, yine böyle bir hadise, cemiyetimizi muhafaza etme yolundaki gayretlerimizin ilk nüvesini oluşturdu. İstanbul’da bir hemşerimizin vefatı üzerine taziyeye giden arkadaşlarımızın cenaze yerini bulamaması ve cenazeye katılamadan dönmeleri çok üzüntü yarattı. Böylesi önemli günlerde hemşerilerimiz memleketteki sosyal dayanışma ve cemiyetin eksikliğini güçlü bir şekilde hissediyordu. Bunun üzerine bir dernek kurmamız ve dayanışma içerisinde olmamız gerekliliği daha da belirgin bir hale dönüştü.  İstanbul’da yaşayan ve Türkiye’nin değişik bölgelerinden olan hemşerilerin iyi ve kötü günlerinden haberdar olması ve dayanışma içerisinde olması için kalıcı bir cemiyet kurma fikri zihinlerde iyice şekillenmişti.

1970’li yıllardan itibaren, Aksaray’da bulunan ve Sivaslı hemşerilerimizin bir dönem işlettiği bir kıraathane buluşma yeriydi. O yıllarda Aksaray’da oturan ya da o civarda iş yerleri olan hemşerilerimiz de vardı. Bunlardan birkaçı, merhum Şakir Mustafaoğlu, Asım Gazioğlu (oğulları Sırrı ve Sıtkı) ve Şakir Küçük’e ait oto yedek parça ticareti yapan işyerleridir.

 

Bu yıllarda Atıf Güney büyüğümüzün gayretli çalışmaları ile bir yardımlaşma sandığı kuruldu. Burada, tüm hemşerilerin belli bir aidat ödemesiyle bir fon oluşturmak ve ihtiyaç sahibi hemşerilerin buradan borç alarak ihtiyaçlarını karşılaması amaçlanıyordu. Sandığın yürütülmesi için Atıf Abi çok büyük gayretler gösterdi, ama gerek aidatların düzenli ödenememesi, katılımların yeterli olamaması gerekse iletişim ve değişik nedenlerle bu girişim çok uzun soluklu olamadı. 

1989 yılında bir avuç fedakâr arkadaşımızla daha sık bir araya geliyorduk. Aksaray’da Muzaffer Güney ve Sırrı Gazioğlu’nun işyerlerinde ve uygun bulduğumuz diğer mekanlarda toplantılar yapıyorduk. Bir araya gelmek ve kültürümüzü yaşatmak, bu çalışmalarımızın kalıcı bir hal alması için bir tüzel kişiliğe ve çalışmalarımızı yürütecek bir mekâna çok ihtiyacımız vardı. İmkanlarımız çok kısıtlıydı. Hem sayıca çok azdık hem ekonomik olarak hele şimdi ile kıyaslarsak çok çok zayıf durumda idik. 

O zamanlarda İstanbul’da, 1950’li yıllarda kurulmuş bulunan üç tane Kafkas derneği vardı: Bağlarbaşı Kafkas Kültür Derneği, Abhaz Kültür Derneği ve Sultanahmet Kafkas Kültür Derneği. Sultanahmet’teki dernek tabanı 1978 yıllarında Kadıköy’de Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı kurulması ile faaliyetlerine buradan devam etti. Bu vakıf ve dernekler Kuzey Kafkasyalılara hitap ediyor ve güzel faaliyetleri oluyordu. 

  Türkiye’deki tüm Kuzey Kafkasyalılar olarak aynı kaderi paylaşıyorduk. Muhacir çocukları idik ve kültürümüzü yaşatma çabamız vardı. Bu vakıf ve dernekler de hepimizindi, ancak bizim şehirlerdeki sayımız gittikçe artıyordu ve cemiyetimiz içinde yerel bir dernekleşme ihtiyacımız oluşmuştu. Kendi dilimizi, yerel adetlerimizi daha rahat ifade etmek istiyorduk. Bunları düşünürken duruşumuz asla mevcut derneklere karşı değildi. Onların ulaşamadığı kılcal alanlara ulaşma gayreti içerisindeydik. Diğer kuruluşlarla aramızda hiçbir zaman bir sorun olmadı. Nitekim ilk kurulduğumuz günden itibaren bu tarihe kadar, bizim mekanımızın yeterli olmadığı durumlarda yukarıda isimleri anılan her üç mekânda da sayısız etkinlik yaptık. Onlarla dayanışma içerisinde olduk ve olmaya da devam ediyoruz, edeceğiz.  

 

Çardak Kültür ve Yardımlaşma Derneği olarak ilk tüzel kişiliğimizi Şişli’de aldık. O tarihlerde Çeçen ismi ile dernek kuruluşuna izin almak çok zorlu bir süreçti. Bu sebeple Çardak ismi tercih edilse de bu diğer hemşerilerimizi ötekileştirmek ya da dışlamak amacı asla taşımıyordu. Katılmak isteyenlere her zaman kapımız ve gönlümüz açık oldu. İlerleyen yıllarda aynı adreste Kafkas Çeçen Kültür Derneği’nin kuruluşunu da gerçekleştirdik. 

Kuruluşumuz ile ilgili istişareler yapmak ve hemşerilerimizi bilgilendirmek için Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı’nda bir toplantı düzenlendi. Toplantıya İstanbul’dan ulaşabildiğimiz herkes davet edildi. Ayrıca Ankara ve Anadolu’daki hemşerilere bilgi verilip onlar da toplantıya davet edildiler. Şamil Vakfı’nda düzenlenen bu toplantı, büyük şehirlerde düğün, cenaze ve benzeri toplanmalar dışında dernek tarafından organize edilen ilk cemiyet toplantısı idi. Ankara’dan kalabalık bir grup katıldı. Büyük, küçük, kadın, erkek, çocuk, yaşlı herkes oradaydı. Şamil Vakfı’ndaki bu gece, derneğimizin tertip ettiği ilk toplantı olmuştu. Burada çok büyük heyecanlar yaşandı, birlik ve beraberliğimizin önemi vurgulandı ve dernek oluşumunun kaçınılmaz olduğu teyit edildi. Bu toplantıda çok duygulu ve cemiyetimizin gelecek yılları için rehber olacak nitelikte konuşmalar yapıldı. Bu konuşmalardan, rahmetli Hüseyin Denge’nin ‘İnsan hayatında çok önemli kirtikler (eşik) olur, bu da bizim toplum hayatında çok önemli bir kirtiktir’ sözünü hiç unutmuyorum. 

Bu toplantı sonrasında dernek yeri temini için araştırmalara hız verdik. Kiralık bir yer olmasının mahzurları bizi korkutuyordu. Uzun soluklu olamayacağı endişesi ile yer kiralama seçeneğini benimsemedik. İleride kira ödeyemezsek derneğin geleceği riske girebilirdi. Onun için yer satın almamız gerekiyordu.  Her tarafı araştırıyorduk. İmkanlarımız kısıtlı olduğu için seçeneklerimiz kısıtlıydı, istediğimiz gibi rahat bakamıyorduk. 

Çağlayan İzzet Paşa’da büyükçe bir yer vardı fiyatı da uygundu, ancak tapusu olmadığı için almaya cesaret edemedik. Sonunda Aksaray’da bir apartman dairesi bulundu. Daire sahibi ile görüşmelere başladık. 1990 yılı başında bir protokol imzaladık. Bir kısım peşin ödedikten sonra önemli bir kısmını altı ay içinde, haziran sonuna kadar ödemeyi taahhüt ettik. Tapu bundan sonra verilecekti. 

 

Tabi ödeme planı ortaya çıkınca bize ateş düştü; bu parayı nasıl ödeyecektik! Önce kendimizden başlamak üzere bütün hemşerilere ulaşıp bu ödemeler için destek istedik. Altı aylık taksit ödeme listeleri yaptık. Ben bu amaçla Kayseri, Çardak, Kahramanmaraş, Ceyhan ve Ankara’yı kapsayan bir tur yaptım. Bu gittiğim yerlerde hem derneğin önemini anlattım hem de samimiyetim olan ve hatırım geçen dost ve büyüklerimden bağış talep ettim. 

Derneğimizin kuruluşunda ve satın alınmasında büyük gayretler, maddi ve manevi katkı sağlayan tüm destekçilere candan teşekkürlerimi sunuyorum. Az çok demeden derneğin satın alınmasında maddi manevi katkıları bulunan değerli hemşerilerimizin tamamı bu cemiyetin temel taşlarıdır. Ölmüş olanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Bu çalışmalarda büyük emek ve gayretleri bulunan kurucu arkadaşlarımızı burada anmak istiyorum. İsimlerini hatırlamadığım olduysa ya da eksiğim olmuşsa hiçbir art niyetim yoktur, kusur varsa bendedir. Rahmetli Enver Özbay, Muzaffer Güney, Seyfettin Çakıcı, Turan İnce, Ali Bolat, Ahmet Işık, Sırrı Gazioğlu (Sivas), Güven Aydın, Ali Yandır, Abdullah Ocak, Ülkü Ocak, Metin Gün, Alaettin Sinan, Mahmut Teke, Nihat Ercan (Yozgat), Bedri Canlı (Beyşehir), Cevdet Aslan (Muş), Abdurrahman Özdil, fotoğrafta bu arkadaşların bir kısmı bulunmaktadır. Derneğin kuruluşunu tamamlayıp ofisten çıktığımızda çekilen resimdir. Bu arkadaşların memleket profillerinden de anlaşılacağı gibi birçok farklı bölgeden arkadaşımız büyük gayret ve fedakarlıklar gösterdiler.

İyi ki böyle bir çaba içerisinde olmuşuz ve derneğin mülkünü satın almışız. Şu anda hala gönlümüzden geçen, içerisinde her türlü toplantıyı, kahvaltı ve yemek organizasyonunu, düğün, cenaze gibi toplu etkinlikleri, kursları, dersleri yapabileceğimiz bir yerimizin olmasıdır. Dilerim yakın zamanda el birliği ile böyle bir yere de sahip oluruz.

 

Bugüne kadar azımsanmayacak birçok ciddi faaliyete imza atan Kafkas Çeçen Kültür Derneğimiz, içinde yaşadığımız güzel ülkemizde, büyüklerimizin bize emanet ettiği kıymetli kültürümüzü yaşamak, yaşatmak ve bizden sonraki nesillere aktarmak için faaliyetlerini sürdürmektedir. Hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan, hiçbir maddi menfaat gözetmeksizin canı gönülden dernek yönetim ve organlarında bugüne kadar her türlü görev alan, emek ve katkı veren tüm arkadaşlara en içten duygularla teşekkürlerimi sunuyor ve onları kutluyorum. Onların gayret ve emekleriyle inşa edilen bu cemiyetimizde, ileride daha güzel faaliyetler yapmak ve dilimizi, kültürümüzü gelecek nesillere aktarmak gayret ve hedefi ile çalışmalarımız devam etmektedir.

 

Abdurrahman Özdil

You may also like...

1 Response

  1. yahyahan güney dedi ki:

    Değerli ağabey Gerçekten çok güzel anlatmışsınız. Allah razı olsun. Bu şekildeki anlatım larınız hepimiz özellikle çocuklarımız için kalıcı birer belge niteliğindedir. İnşallah daha Ayrıntılarını da sizlerden bekliyoruz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir