DENETLEME KURULU
Denetleme Kurulu Başkanı: Kamil ÖZDİL
Başkan Yardımcısı: Yahyahan GÜNEY
Asil Üye: Seyfettin ÇAKICI
26 Temmuz 2026
ÇEÇEN DİASPORASININ SINAVI YÖNTEM Mİ SONUÇ MU?
19 Ağustos 2026
9 Haziran 2026
Erol YILDIR
Yitik Kule’nin ilk sayısının yayınlanmasının üzerinden 4 yıl geçti. Biraz gecikmeli de olsa (çünkü r 2. sayıyı 2013 yılı içinde bastırmayı planlamıştık) elinizdeki yıllığı yayınlamış bulunuyoruz. İlk sayıdan itibaren Yitik Kule yıllıklarında başlıca amaç; Daha ziyade Daymohk dışında oluşturulmuş veya korunmuş kültürel değerlerin yer aldığı içerikte bir yayın oluşturmaktı. Bu nedenle içerik bilinçli olarak birçok yayına göre biçimsel bazı farklılıklara da sahipti. Her şeyden önce bu yıllık(lar)da her kesimin ilgi alanına giren (bilimsel olmalarına karşılık) kolaylıkla anlaşılabilir anlatım tarzı, görseli bol, bazıları çok sıradan gibi görünen derlemeler-yorumlamalar Çeçen ana kitlesinden uzakta oluşturulduklarından dolayı “bakir bir önem taşıması nedeniyle” yıllıkta yer almıştır. Bu içerikler şüphesiz ki; diğer yıllıklarda da devam edecek. Yitik Kule Çeçen Kültür Yıllığı, mütevaziliği bir kenara bırakarak söylemek gerekirse büyük yokluklar içerisinde, Türkiye’de yaşayan Çeçenlerin çıkardığı en önemli kültürel yayınlardan birisidir. Ancak, ne yazık ki, okuyan, üreten ve kültürüne yeterince sahip çıkan bir toplum değiliz. Ki bu nedenle tüm orjinalliğine karşılık “yıllık” gereken ilgiyi ilk yılında görememiştir. İlgisizlik yanında dağıtım sorunları nedeniyle de yeterli sayıda insanımıza ulaşamamıştır. Yine, ilk sayıda yer alan ve Türkiye’deki bazı kardeşlerimizin henüz kabullenmedikleri fikirleri öne süren düşünce ve yorumların da ilk sayının kabulünü geciktirdiğini düşünüyoruz. Ama her şeye rağmen azim ve kararlılıkla, bu sahipsiz, mazlum ve masum topluma ait kültürel değerlerimizin yer aldığı YİTİK KULE / Çeçen Kültür Yıllıkları yayımına -inşallah- devam edecektir. Erol YILDIR KAFKAS ÇEÇEN KÜLTÜR DERNEĞİ
Edisyon
Bu kitap, 1994’te başlayan Çeçen-Rus Savaşı’ndan bu yana her zaman mağdur Çeçenlerin yanında olan, acılarını elinden geldiğince dindirmeye çalışan İHH İnsani Yardım Vakfı öncülüğünde hazırlandı. Olağanüstü savaş koşullarında, yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide, umut ile umutsuzluk arasında bir yerde bekleyen Çeçenlerin dramını ve Çeçenistan’daki hak ihlallerini konu alan bu çalışmanın önemli bir boşluğu dolduracağına inanıyoruz. Edisyon İlke Yayıncılık
Erol YILDIR
Son yirmi yıllık süreç içerisinde Çeçen Toplumu olarak yaşadığımız kırılmalar, gelecekle ilgili kaygılar, savaş ortamının yarattığı moral bozukluğu ile geçen ve bir anlamda kendi kabuğumuza çekildiğimiz acılı günlerin ardından mevcut durumumuzu gözlemleme fırsatına son yıllarda tekrar kavuştuk. Görünen o ki, kültürel ve toplumsal değerlerimiz gün geçtikçe artan bir hızla yok oluyor. Bu gözlemle kültürlerin adeta çocuk gibi bakım ve özel bir ilgi istediğini tekrar kavrıyoruz. Yok olan değerlerin bir daha kazanılamayacağının farkındalığı, bir şeyler yapamamanın sancısıyla hepimiz derinden etkileniyoruz. Biliyoruz ki, eğer kültürümüzü rastlantısal etkenlerin rüzgarına bırakmadan özgün haliyle olabildiğince koruma isteğine sahip isek, öncelikle ve sadece bizim üzerimize çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Günümüzde, doğduğumuz ve büyüdüğümüz köylerden uzaklarda büyük şehirlerde aynı toplumun fertleri olarak birbirimizden kopuk bir şekilde yaşıyoruz. İnsani bir ihtiyaç olarak birbirimizi tanımamız ve kaynaşmamız gerekiyor. Geleceğimiz olan gençlerimizin tanışıp kaynaşmasına vesile olacak güzel organizasyonlar yapmak, ihtiyaç sahiplerini tespit ederek onların sorunlarına çareler aramak, kişisel birikimlerimizi paylaşmamız toplumsal yok oluşa karşı çok önemli zorunluluklar. Derneklerimiz, bir araya toplanabileceğimiz ve bu gereklilikleri sağlıklı bir şekilde sağlayacak yegane yerler olarak ön plana çıkıyor. İşte, kuruluş amaçları doğrultusunda, farklı ve dağınık bir şekilde yaşayan insanlarımızı bir araya toplayan demeğimizin en önemli görevlerinden birisi olarak; Geldiğimiz yörelerde yaşattığımız bizi biz yapan değerlerimizi çocuklarımıza aktarabilmek, hızla kaybettiğimiz dilimizi, kimliksizleşmeye karşı bir direnç oluşturacak akrabalık bilgilerimizi, babalarımızdan aldığımız binlerce yıllık emanet olan özgün kültürümüzü bizden sonraki nesillere aktarma gayreti hiç bugünkü kadar anlam kazanmamıştı. Olağanüstü öneme sahip bu tür çalışmaların sürekli hale gelmesiyle, evlerimizde bulunan ve hatırasına hürmeten koruduğumuz kültürel materyallerimizin tanıtılmasının, geçmişimize ve kimliğimize ait ne varsa ortaya çıkarılarak kayda alınmasının da kültürel yok oluşu yavaşlatacak/ engelleyecek yegane çarelerden birisi olduğunu düşünüyoruz. Erol YILDIR KAFKAS ÇEÇEN KÜLTÜR DERNEĞİ
Beyza Gülin Güney
Kafkasya denilince, elli kadar yerli halk ve bir o kadar dil konuşan etnik grubun bir arada bulunduğu ve tartışmalı sınırlarıyla sürekli olarak çatışmanın hüküm sürdüğü bir bölgeyi tasvir etmekteyiz. Kafkasya denilen bölge günümüzde kuzey ve güney olarak ayrılmaktadır. Güney ya da Transkafkasya deyince; üç bağımsız devlet olan Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan akla gelmektedir. Kuzey Kafkasya denilince de, Rusya Federasyonu’nun hâkimiyetindeki Kafkasya anlaşılmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde bu bölgeye, bölgesel ve küresel aktörlerin dâhil olmasıyla güç mücadeleleri artmış ve çatışmalar daha da tırmanmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından yeni şekillenen Rus coğrafyasında çeşitli çatışmalar yaşanmıştır. Bunlar arasında uzun yıllar süren ve bölgeye verdiği tahribat açısından en yıkıcı olan çatışma Çeçenistan’da meydana gelmiştir. Diğer özerk cumhuriyetler SSCB sonrası Rusya Federasyonu içerisinde çatışmaya evrilmeyen başarılı bir entegrasyon süreci yaşarken, Çeçenistan’da bu süreç ayrılıkçı hareket sonrası savaşa dönüşmüştür. Rus Ordusu, Rusya Federasyonu içerisindeki Çeçenistan topraklarına 1994 yılından 1999 yılına kadar askeri müdahalelerde bulunmuştur. Bu çalışmada da köklerini tarihten almış Çeçen-Rus çatışması bağlamında, Kuzey Kafkas coğrafyasındaki etnik sorunların ve çatışmaların zamanla bu bölgeyi içinden çıkılamaz bir hale getirmekte olduğu ve tarihin tekerrürü sonucu aynı çatışma sarmalına kısa sürede dönüldüğü görülmektedir. Bölgede sürekli devam eden çatışma ortamı, bölgesel ve küresel aktörlerin çatışmaları tırmandıran politikalarıyla sürece dâhil olmaları kalıcı bir çözüm üretilmesini ve bir barış ortamı doğmasını imkânsız kılmakta ve sürekli bir çatışma ortamına zemin hazırlamaktadır. Beyza Gülin Güney Cinius
Ziyaudin Makhaev
Tarih içinde büyük devletlerin menfaatlerinin çakıştığı yer olan Kafkasya, her zaman uzun süren savaşlara sahne olmuştur. Coğrafî konumu ve etnik zenginliği sebebiyle düşmanlara karşı birleşemeyen Kafkasya halklarını, ilk defa 18. yüzyılda İslâm dininin çatısı altında toplayarak Birleşik Kafkasya mefhûmunu ortaya koyan Çeçenistanlı sûfî Şeyh Mansûr olmuştur. O zamandan beri Kafkasya halkları işgalci durumunda olan Rusya’ya karşı olağanüstü direniş gösterebilmiş ve kendi gücünü hep tasavvuftan almıştır. Elinizdeki eserde Kafkasya’daki tasavvûfî hareketlere kısaca değinildikten sonra özel olarak Kadirî tarikatının 19. yüzyılda o bölgede ortaya çıkması, yayılması ve günümüze kadar yaşadığı değişimler incelenmektedir. Bu çalışmanın asıl konusu ise Kadirî tarikatını temsil eden Kunta Hacı. Onun hayatı, görüşleri ve iki risalesinin yer aldığı bu çalışmada öncelikle Kunta Hacı’nın nesebi, silsilesi, onun ve ailesinin yaşadığı hâdiseler gibi, Sovyetler döneminin getirmiş olduğu zorluklar neticesinde meçhûl kalmış konular araştırılmıştır. Araştırma yaparken öncelikle Kunta Hacı’nın sözlerini ihtiva eden ve mürîdlerinin kaleme almış olduğu eserler incelenmiş; kişisel görüşmeler yapılmış, Kunta Hacı’nın yaşadığı döneme ait arşiv bilgileri, neşredilmiş araştırmalar ele alınmıştır. Daha sonra da Kafkasya’da Kadirîliğin ortaya çıkışı, gelişmesi ve Kafkas halklarının hayatlarında oynamış olduğu rol araştırılmış, Kunta Hacı ve Şeyh Şâmil’in görüşleri ve ilişkileri hakkında tesbitlerde bulunulmuştur. Kitabın son bülümünde ise Kunta Hacı’ya ait elimizdeki en iyi kaynak olan, onunla birlikte zindanda bulunmuş mürîdi Abdüsselâm Tutgirîyev’in kaleme almış olduğu Cevâbu’s-Sâilîn ve Hüccetü’l-Mürîdîn ve Ecvibetü’l-Üstâzi’l-Müfîz li Mesâili’l-Mürîdi’l-Müstafîz” adlı iki risale bulunmaktadır. Arapça kaleme alınmış olan bu iki risalenin matbu nüshası tercümeleriyle birlikte karşılıklı sayfalar halinde eserin sonunda yer almaktadır. Ziyaudin Makhaev Büyüyen Ay Yayınları
Atila DOĞAN
Ne bir yazar ne bir şair olma iddiası taşıyorum. Sadece yüreğimde biriktirdiklerimi samimiyetle paylaştım. Bir vicdana ve kalbe sahip, özgürlüğe, adalete, merhamete, aşka inanan her insanın içinde olan, içinden kopup gelen feryadı duyurmak istedim. Atalarımın zorla koparıldığı ve hep sırtını yaslama özlemi çektiği dağlarımızdaki aşkı ve isyanı anlattım. O isyanı kutsal bir sancak gibi nesilden nesile taşıyan haksızlığa uğramanın, terk edilmenin, yalnız bırakılmanın öfkesiyle dolup taşan yiğit insanların bilenmişliğini, hıncını, ateşini aksettirdim. Atila DOĞAN Babıali Kültür – BKY
Yılmaz Nevruz
Kafkas Tarihi uzmanı Dr. Yılmaz Nevruz “Umumi Kafkas Tarihine Giriş I” isimli çalışmasının bu ikinci cildinde Diasporadaki Kafkasların ve diğer Türk okuyucularının az bildiği veya hiç bilmediği konuları işlemektedir: Kafkasya’da Moğol ve Timur istilaları, Khaci Daud ve Kazikumuk Hanlarının önderliğinde Güneydoğu Kafkasya Halkının İran emperyalizmine karşı bağımsızlık mücadelesi, Nadir Şah’ın Kafkasya’yı ele geçirme gayretleri, Rus Çarı I. Petro’nun Doğu Kafkasya’ya düzenlediği keşif seferi, İmam Şeyh Mansur ve Kafkasya’da Millî Birlik Hareketi, Taymi Beybulat önderliğinde Çeçenlerin Rus istilasına karşı mücadeleleri; söz konusu dönemde Kafkas boylarının umumi vaziyetleri ve ulusal birlik oluşturamamaları, Rusya’nın Kafkasya üzerinden sıcak denizlere ulaşma politikasının temel istinat noktası olan ünlü “Kafkasya Hattı”nı inşası, bu hattın gerisinde çok sayıda Slavyan göçmeni iskân etmek suretiyle Merkezi Rusya’yı adeta Kafkasların eteklerine taşıması ve burada çok güçlü ve stratejik bir alt yapı oluşturması ve nihayet 1550 yılından itibaren 200 yıl hazırlığı yapılan Kafkasya ve Transkafkasya’nın fiili işgaline başlanması ve diğer konular… Yılmaz Nevruz Sebil Yayınevi
Turabi Saltık
Günümüzde emperyalistler; “Yeni Dünya Düzeni” içerisinde “milli meselelerin” ve etnik oluşumların çözümü adına dünyanın en karışık bölgeleri olan Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya halklarının mücadelelerini boğmaya çalışmaktadır. Bu kitap, dünyanın bu en karmaşık gibi gözüken bölgesinde yaşayan Kuzey Kafkasya halklarının dünü ve bugününe, tarihsel mücadele içersindeki yerlerine ilişkin olarak okuyucuya, özlü ve bilimsel bir yaklaşımla ışık tutmaya yönelik bir çalışmadır. Kuzey Kafkasyalılar 16. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar özgürlük arayışlarını istila ve işgaller altında hiç umutsuzluğa kapılmadan yürüttüler. Rus Çarlık yöneticilerinin amansız yok etme savaşlarına karşı bir mücadele içerisinde oldular. 20. yüzyılda yarı sömürge yarı feodal sosyoekonomik yapıya sahip Kuzey Kafkasya’nın ezilen halkları hiçbir zaman özgürlük arayışlarından vazgeçmediler. Umutları, ihtiyaçları, özlemleri için, haksızlığa, sömürüye son vermek için direndiler. Turabi Saltık BABEK YAYINLARI
Ahmadov Said İbrahim Magomedovic
Toprak yüzölçümü küçük olmasına rağmen Çeçenistan’daki doğa büyük özelliklere sahiptir. Burada bitkiler ve hayvanlar alemi değişik unsurlar ihtiva eder. Karşılıklı karışım ve nüfuz içerisindedirler. Birçok bitki örtüsü ve çeşitli ekolojik şartlar ile bitki ve hayvanların bol olduğu bir yerdir. SSCB’nin ‘Hayvanlar aleminin korunması ve yararlanılması’ kanununun 26. maddesi şöyle der: ‘Ender bulunan ve tükenmek üzere olan hayvan ve bitki türleri SSCB ve Cumhuriyetlerinin Kızıl Kitabına kaydedilecektir.’ Hukuken bunun anlamı: SSCB Kızıl Kitabı’nda yer alan yırtıcı hayvanlar türü ve alttürü yaşayabilmeleri için devlet organları tarafından devamlı olarak koruma altına alınmıştır ve avlanma, onları vatandaşların kendi yararı için kullanması, onların yaşadıkları mekanların tahrip edilmesi devlet bütünlüğünü bozmaya yönelik hareket sayılır. İşte, konusunda kaynak olarak gösterilebilecek bu kitap, Çeçenistan Cumhuriyeti topraklarında yıllardır süren savaş sırasında suçsuz ve masum insanların hayatlarını kaybetmesi ile birlikte zarar gören hayvanlar ve bitkiler alemi hakkında hazırlanmış bir çalışmadır. Ahmadov Said İbrahim Magomedovic OSMANLI YAYINEVİ
Yusuf Tunçbilek
Karaçay-Balkarlılar, vatanları Kafkasya’dan tarihsel olaylar sebebiyle dünyanın farklı coğrafyalarına dağılan, sayıca az ama önemli bir halktır. Günümüzde büyük çoğunluğu hala Kafkasya’da bulunan Karaçay-Balkarlıların azımsanamayacak bir nüfusu da Anadolu’ya göç etmiştir. Türk dilli bir halk olan, Kafkas halklarıyla karışan ve İslam dinine inanan Karaçay-Balkarlıların mevcut etkileşimleri kimlik algılarında özgün bir çeşitlilik ve zenginliğe neden olmuştur. Türklük, Çerkezlik, Kafkasyalılık ve Müslümanlık etrafında örülen Karaçay-Balkarlıların kimlik inşasında; göç süreçleri, siyasi gelişmeler, aydınlar ve sivil toplum kuruluşları etkili olmuştur. Bu araştırmada Karaçay-Balkarlıların kimlik süreçlerine etki eden bütün bu olgular açıklanıp, sahada yapılan derinlemesine görüşmelerden yola çıkılarak uyum, geçişkenlik ve çatışma arasında Karaçay-Balkarlıların kimlik algısı ortaya konmuştur. Yusuf Tunçbilek DBY YAYINLARI
Diasporadaki Çeçenler arasında kaybolmaya yüz tutmuş olan Çeçen dili ile ilgili Türkiye ve dünyadaki üç dilde ilk konuşma kılavuzu. Türkçe – Çeçence ve İngilizce olarak hazırlanmış bu konuşma kılavuzunun Çeçen dilini öğrenmek ve yaşatmak isteyenlere yardımcı olmasını diliyoruz. https://magaza.vovakitap.com/turkce-cecence-ingilizce-konusma-kilavuzu-ramazan-ozisin