ANAVATAN -DİASPORA İLİŞKİLERİNDE GÜVEN, KURUMSALLAŞMA VE BAĞIMSIZLIK ÜZERİNE

Son dönemde Türkiye’deki Çeçen diasporasına yönelik yapılan birlik çağrıları, anavatan ziyaretlerinin teşvik edilmesi ve dil-kültür programlarının gündeme gelmesi bir bölüm tarafından anavatan-diaspora ilişkilerinin yeniden canlandırılması yönünde önemli gelişmeler olarak nitelendirilmektedir.
Birlik çağrılarının yanısıra güveni artırmaya yönelik söylem ve çağrıların varlığı da müşahede edilmektedir. Güven söylemi çerçevesini de kapsayan büyük oranda görüşlerine katıldığım bir makale Yahyahan Güney kardeşimiz tarafından kaleme alındı. Bu makalenin temelde karşılıklı güveni esas aldığı yorumunu yapıyorum. Ancak güvenin hangi hukuki ve kurumsal güvencelerle tesis edileceği ne bu makalede ne de birlik çağrısı, mevlana felsefesi gibi gel çağrısı yapanlarca ayrıntılandırılmıyor.
Anavatan ile diaspora arasında çıkar farklılıklarının doğabileceği gerçeğine fazla değinilmiyor. Diaspora ile anavatan her konuda aynı önceliklere sahip olmayabilir.
Güven ise sadece iyi niyet beyanlarıyla oluşmaz. Güven; zaman içerisinde tutarlı uygulamalarla, karşılıklı saygıyla ve kurumsal şeffaflıkla inşa edilir.
Bu çerevede şu soruyu sorabiliriz: Diasporanın görevi sadece kültürü yaşatmak mıdır? Kanaatimizce hayır.
Elbette dilin korunması, kültürel mirasın yaşatılması ve genç nesillerin kimlik bilinciyle yetiştirilmesi diasporanın temel görevleri arasındadır. Diaspora demokratik bir kültüre sahip olmakla birlikte aynı zamanda tarihi hafızanın da taşıyıcısıdır.
Bu bağlamda; 1864 sürgünü ve 1944 yılında Çeçen ve İnguş halkının toplu sürgünü yalnızca tarihin tozlu sayfalarında kalmış hadiseler değildir. Bu olaylar, bugün de kolektif hafızanın önemli parçalarıdır. Bu hafızanın akademik çalışmalarla araştırılması, uluslararası platformlarda bilimsel ölçüler içerisinde anlatılması ve gelecek nesillere aktarılması, diasporanın meşru faaliyet alanlarından biri olabilir.
Bu durum, anavatanla iyi ilişkiler kurmaya engel de değildir.
Tam tersine, olgun toplumlar geçmişleriyle yüzleşebildikleri ölçüde geleceğe daha sağlam yürüyebilirler.
Bu nedenle diasporanın görevi sürekli muhalefet üretmek olmayabilir ama herhangi bir siyasi otoritenin uzantısı haline de gelmemelidir.
Diaspora bağımsız olmalıdır.
Diyasporanın bağımsızlığı, anavatanla bağları koparmak anlamına gelmez. Aksine güçlü ilişkiler ancak bağımsız kurumlar arasında kurulabilir.
Dil kursları, kültürel değişim programları, gençlik kampları ve anavatan gezileri son derece kıymetlidir. Bunlar genç nesillerin kökleriyle bağ kurmasına önemli katkılar sağlayabilir.
Ancak bu faaliyetlerin uzun vadeli başarıya ulaşabilmesi için bazı temel ilkeler gözetilmelidir:
Şeffaflık,
Liyakat,
Karşılıklı saygı.
Devletler dünyanın her yerinde diasporalarla ilgilenmektedir. Bunun siyasi, kültürel, ekonomik ve diplomatik sebepleri vardır. Bu durum tek başına olumsuz da değildir.
Önemli olan, diasporanın kendi iradesini koruyabilmesidir.
Diaspora, hiçbir devletin propaganda aracı haline gelmemelidir. Aynı zamanda hiçbir devletle gereksiz çatışmayı da amaç edinmemelidir.
En doğru yol; ilkeli işbirliği, karşılıklı saygı ve kurumsal bağımsızlıktır.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, sloganlardan çok kurumlar inşa etmektir. Mesela;
Dil öğreten kurumlar,
Akademik araştırma merkezleri,
Eğitim ve burs programları,
Uluslararası akademik iş birlikleri.
Gelecek nesiller bizden hamaset değil, kurumsal miras devralacaktır.
Diyasporanın büyük çoğunluğunun anavatanla gönül bağı belli yaş grubu için hep olagelmiştir. Ancak yeni kuşağa bazı değerlerin aktarımında problemler olmuş ve sürmektedir. Bütün bu ifadelerimizle birlikte düşüncesini özgürce ifade edebilen, tarihi hafızasını koruyan ve kendi kurumlarını bağımsız şekilde yaşatan bir diaspora anlayışı, hem anavatanın hem de diasporanın ortak geleceği için en sağlam zemin olacaktır.
Hami ÖZDİL
2026,07,24

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir