23 ŞUBAT 1944 – WAYNAKHLARIN SİBİRYA’YA SÜRGÜNÜ

WAYNAHLAR’IN SİBİRYA SÜRGÜNÜ VE BİLMEMİZ GEREKENLER

23 Şubat 2006 ; Çeçen-İnguş’ ların topluca Sibirya’ya sürgün edilişlerinin 62.yıl dönümü.Sürgüne gönderilen, sürgünde doğan tüm insanlarımızın acı anılarını beynimizde sürgün sırasında ve sürgün topraklarında yaşamını yitiren yüz binlerce insanımızın acısını yüreğimizde taşıyoruz.Sürgün olayını ve sonraki gelişmeleri değerlendirirken dönemi, önceki ve sonraki gelişmeleri de hatırlamakta yarar vardır.

Alman ırkının üstün ırk olduğu aldatmacası ile kitleleri peşinden sürükleyerek iktidara gelen Nazilerin, Almanya’dan başlayarak işgal ettikleri her ülkede,her toprak parçasında başta Yahudiler, ve çingeneleri , kendilerine muhalefet eden milyonlarca insanı , zorla çalıştırarak, toplama kamplarına yollayarak,aç susuz bırakarak, kurşuna dizerek,hatta canlı canlı yakarak katliam yaptığını ,soykırım uyguladığını hepimiz biliyoruz.1941-1945 yılları arasındaki 2.Dünya Savaşı’nda Nazi ordularını durdurabilmek için 20 Milyon Sovyet vatandaşı ölmüştür.Alman faşizmine karşı direnişte kahramanlık gösterenlere verilen ödül ve nişanlardan -halkların nüfusuyla orantı esası göz önüne alındığında –en fazlasını Çeçenler almıştır.

Bunun yanında ,22 haziran 1941 yılında Alman Nazi orduları Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıya geçtiğinde pek çok Çeçenin , Sovyetlerin yenilgisinin kendi bağımsızlıklarına giden yolu açacağını düşündüğünü de biliyoruz. Hatta eski bir Komünist Partisi üyesi olan gazeteci Hasan İsrailov , 1940 yılında Çeçenya’ nın Şüyta kasabasını ele geçirerek mevcut rejime karşı geçici hükümet kurmuş, Kadiri tarikatı da bu oluşuma fiilen destek vermiştir.1942 yılında Mayrbek Şeripov da İsrailov saflarına katılmış ve direniş daha da büyümüştür.Mayrbek Şeripov , 1918 Nisan’da katıldığı bir halk kongresinde “..Biz özgürlük mücadelesinde nasıl ölüneceğini göstereceğiz.Ama bizim aramızda cihad müridleri bulamayacaksınız..” diyen ve anıtı Grozni’ye dikilen ünlü Çeçen sosyalisti Aslanbek Şeripov’ un kardeşidir.

1942 ilkbaharında Sovyet uçakları Mayrbek ve İsrailov müridlerini etkisiz hale getirmek için dağ köylerini iki kez bombalamış ve bu saldırılarda çok insan hayatını kaybetmiştir.1942 yazında Naziler, Kuzey Kafkasya’yı işgal ettilerse de Nazilerin Çeçenya’ya giremediklerini biliyoruz. 23 Şubat 1944 gecesi halk, alanlara Kızılordu’ nun 26.yıl kutlamaları için toplanmış, köy meydanlarında ateşler yakıp, şenlikler düzenlemiştir. Ancak ne var ki halk,önceden planlandığı şekilde bölgeye gönderilen ve köylere dağıtılan askeri birliklerce kuşatılmıştır. Nazilere yardım ettikleri gerekçesi ve Stalin’in emriyle 580.000 Waynah bu geceden başlayarak 3 gün içinde çoluk çocuk, yaşlı demeden ele geçirilen tüm insanlar vagonlara doldurularak Sibirya’ya sürgüne gönderilmiştir. Soğuktan, açlıktan ve kurşunlarla pek çok insanımız ölmüştür. O günün koşularında bu sürgünden Batının ancak 2 yıl sonra haberi olmuş, Waynahlar’ın tam olarak nereye gönderilmiş olduğu ve yaşantıları hakkında ise ancak 11 yıl sonra bilgi edinilebilmiştir.

Daha geçen ay-Ocak 2006- Sibirya Soğukları nedeniyle İstanbul’da okulların 2 hafta tatil edildiğini bir hatırlayalım ve o soğukların anavatanında tam 13 yıl yaşamak zorunda olduğumuzu bir an için düşünelim…halkımızın ne zorluklar çektiğini anlamamıza yardımcı olacaktır.

1957 yılında Sovyet Lideri Kruşçev , Stalin tarafından Çeçen-İnguş halkının sürgüne gönderilmesini “canavarca hareket” olarak nitelemiş ve hatta bunun Lenin’in milliyetler politikası ilkesinin ihlali olduğunu söylemiştir.. 9 Ocak 1957 yılında Sovyetler Birliği Yüksek Şurası Çeçen-İnguş halkının yurtlarına dönüşüne izin vermiştir.7 Mart 1944 de lağvedilen Çeçen-İnguş Sovyet Sosyalist Özerk Cumhuriyeti , 9 Ocak 1957 de yeniden kurulmuştur. 580.000 kişi olarak sürgüne gönderilen halkın ancak 225.000’i yurtlarına dönebilmiş,dönebilenlerin pek çoğu da evini işgalcilerden geri alabilmek için mücadele vermek zorunda kalmıştır. Günümüze kadar devam eden Kuzey Osetya- İnguşetya gerginliğinin temel nedeni , sürgün döneminde %40 civarında İnguş toprağının Kuzey Osetya’ ya bağlanmış olmasıdır.

Sovyetler Birliği’ nin dağılma sürecinde; 6 Eylül 1991 de Çeçen-İnguş Yüksek Sovyeti ve Hükümeti ,Çeçen Ulusal Kongresince yapılan darbe ile dağıtılmıştır. Çeçen Ulusal Kongresinin mutlak çoğunluk sağladığı yeni meclis tarafından 1 Kasım 1991 ‘de ülkenin bağımsızlığı ilan edilmiştir.30 Kasım’da ise referanduma giden İnguş halkı tercihini Rusya Federasyonu’na bağlı kalmaktan yana kullanmış ve federasyona bağlı özerk bir Cumhuriyet olmuştur.Tercihlerini farklı yönde de kullansalar Çeçenler’in İnguşlar’ın ve Gürcüstan’da yaşayan Kist’lerin(Tuş) Waynah halkını oluşturduğunu,Waynahların atalarının Anadolu’da da hüküm süren Urartular olduğunu; Adıge ve Abhazlarla birlikte Waynahların Kafkas dağlarının otokton halkı olduğunu ve ortak geçmişlerinin Nart’lara dayandığını bilmemiz , hangi yönde olursa olsun halklarımızın tercihine saygı duymamız gereğini ortaya çıkarmaktadır.

“Otonom (özerk) cumhuriyetlerin ve özerk bölgelerin halkları Sovyetler Birliği’nden ve Sovyetler Birliği’nden ayrılan diğer cumhuriyetlerden ayrılmayı istedikleri takdirde bu konuda karar alabilirler; ayrıldıktan sonra da ülkelerine devlet hukuk statüsünü belirlemekte serbesttirler” hükmü SSCB ‘nde kabul edilen 3 Nisan 1990 tarihli yasanın 3.maddesinde yer almaktadır. Ayrıca, Rusya Federasyonu Üst Kurulu 12 Temmuz 1990 tarihinde devletin bağımsızlığı konulu deklarasyonu ile Çeçenya Cumhuriyeti’ nin bağımsızlığını da tanımış olmaktadır. Hukuksal zemindeki bu haklılığın uluslar arası görüşmeler yolu ile pekiştirilmesi yolunun seçilmesi yerine , Atatürk’ün batıya karşı verilen Kurtuluş Savaşı’na rağmen yüzünü batıya dönmesi gibi Çeçen Liderlerin neden yüzünü Rusya’ya /ya da batıya dönemediğini de iyi kavramamız gerekir. Dünya petrol devlerinin ve komşu ülkelerin bölgedeki çıkarlarının rolünü, verilen söz ve yönlendirmeleri de iyi görmemiz gerekir. Dudayev’in de Mashadov’un da ve pek çok Çeçen Liderin de çocukluk dönemlerinin Sibirya’da şekillendiğini ;Sibirya Sürgünü’nün Çeçen tarihsel, kültürel ve sosyolojik yapısında ne denli travmalar oluşturduğunu anlayabilmemiz açısından önem arzetmektedir.

Toplam 1 milyon nüfusa sahip Çeçen halkının 45.000 ‘i çocuk 250.00 insanını 1994 de başlayan savaşta kaybettiğini, savaş sırasında akla gelebilecek her türlü insan hakları ihlalinin yaşandığını, şehir köy ve kasabaların yerle bir edildiğini, tarihsel, kültürel, sosyal, ekonomik birikimlerin büyük tahribata uğradığını, halkın büyük çoğunluğunun mülteci konumunda yaşadığını ,- İstanbul’da Beykoz, Ümraniye ve Fenerbahçe kampları’nda zor koşullarda 1000 kadar Çeçen mültecinin yaşam mücadelesi verdiğini-ve ayrıca halen “bağımsızlık” için savaş veren gruplar olduğunu biliyoruz. Halen Moskova’da 250.000 Çeçen’in yaşadığını , 400.000 civarında Çeçen’in de Rusya Federasyonu’na bağlı Çeçenya’ da yaşadığını da göz ardı etmememiz gerekmektedir.

23 Şubat 2005 de yani Sibirya Sürgünü’nün 61.yıldönümünde Mashadov “savaşı ancak bizim iyi niyetimiz ve irademiz durdurabilir” diyerek savaşı sona erdirmek için müzakerelere başlama teklifine iki hafta sonra 8 Mart 2005 tarihinde düzenlenen bir suikastle cevap verilmiş , Aslan Mashadov öldürülmüştür .8 Mart 2006 Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken bir Çeçen kadınının en doğal en insani küçük bir isteği yerine getirilmemiş,Mashadov’un cenazesi halen eşine teslim edilmemiştir. Bunu bilmek de yetmez biraz durup düşünmek gerekir.

Savaşların tek taraflı zararlar vermediğini Federasyon halkının da bu savaşta çok şeyler kaybettiğini ,Tiyatro baskınını, Beslan katliamını, video görüntülerini görmezlikten gelemeyiz.Çarlık Rusya’sına karşı 300 yıl aralıksız mücadele eden Çeçenler’in savaş döneminde de barış döneminde de , Sibirya sürgünü sırasında da, 1994 savaşı başladığında da dik tuttukları Çeçen imajının “terörist” , “şeriatçı” gibi söylemlerle darbe yediğini de görmezlikten gelemeyiz. Çeçen anneleri kadar Rus annelerinin de bu savaşta gözpınarlarının kuruduğunu da görmeliyiz. Bir süre önce Moskova’da 1,5 milyon Rus vatandaşının Rus faşizmine karşı miting yaptığını ve “Çeçenya’da barış” diye haykırdıklarını da.

Ne kadar “savaşçı” olduğumuzu, ne kadar “mert” , ne kadar “cesur” olduğumuzu söyleyenler var. Tarih sayfalarına bakıldığında,1864 yılında Osmanlıya sürgün edildiğimizde yerleştirildiğimiz bölgelere bakıldığında, Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiğimiz kahramanlıklara bakıldığında bu nitelemelerin hiç de haksız olmadığını biliyoruz. Şamil’i,Hacı Murat’ı, Mansur’u, Abrek Zelimhan’ı, Kunta Hacı’yı, Taymin Biybolat’ı,Dudayev’i, Mashadov’u ,kısaca tarihimizi, tarihsel kahramanlarımızı iyi bilmeliyiz. Bununla beraber ünlü Çeçen Ressam Petr Zaharov’u,ilk Çeçen Alfabesini oluşturan Taştemir Elderkhanov’u ,”halkın yazarı” olarak nitelenen Abuzar Aydamirov’u , ünlü Çeçen Şair Raise Ahmedova ‘yı , ünlü Çeçen yazarı- şairi Mahmod Mamakayev’i, Çeçen edebiyatının kurucusu sayılan Moxhmad Sulayev’i , dünyaca ünlü Çeçen balet Mahmod Esambayev’i, Tarık Cemal Kutlu’yu ….ve yaşayan kültür insanlarımızın değerini de çok iyi bilmeliyiz.

Atavatanımız Çeçenya’ya bir bütün olarak bakabilmesini bilmeliyiz. Bir an önce barış ortamının sağlanabilmesi için elimizden gelen desteği vermeliyiz. Çeçenya’ yı bir turizm cenneti, bir ticaret merkezi, kültürün, bilimin, sanatın beşiği ; bağımsız, demokratik, çağdaş,her türlü din, inanç ve düşünce özgürlüğüne saygılı,çalışkan,zengin, mutlu insanlar ülkesi olarak hayal etmeli ve bu hayalin gerçekleşmesi için birlik içerisinde ve özveriyle çalışmalıyız.

Diğer taraftan, 1864 yılında kandırılarak gönderildiğimiz bu topraklarda her ne kadar geri dönüş hayali ile geçmiş olsa da ilk yıllar; toprağını işleyerek,üreterek, dedemizi, nenemizi bu toprağa gömerek, kurtuluş savaşında en önde çarpışarak ,ölerek, öldürerek bu toprakları da vatan bildiğimizi , Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran asli unsurlardan biri olduğumuzu unutmadan, temel değerlerine saygı duyarak, ayrımcılığı değil, kişilikli entegrasyonu benimseyerek; dilimizi, kültürümüzü korumayı ve geliştirmeyi hedeflemeliyiz. Bu hedefe ulaşmanın yolunun da önyargıları, sevgisizliği, kendini beğenmişliği, tembelliği bir yana bırakıp, özveri ve hoşgörüyle birlik olabilmekten ; tarihsel,kültürel akrabalarımız, atayurt komşularımız olan Adıge, Abhaz,Lezgi, Gürcü..kısaca Kafkaslarla çağdaş iletişim ve dayanışma içerisinde hareket edebilmekten geçtiğini bilmeliyiz.

Bu gün 23 şubat 2006 Dünya Çeçenya Günü.Avrupa Parlamentosu 2004 de yani tam 60 yıl sonra Çeçen-İnguşların sürgününü bir soykırım olarak kabul etti ve 23 Şubat 2006 Dünya Çeçenya Günü olarak ilan edildi.”İnsani önemi açısından insanların Çeçen soykırımını bilmelerini ve anlamalarını sağlamak “ şeklinde özetlenebilecek böyle bir günün düzenlenmesi amacına saygı duyalım ama daha 12 yıl önce başlayan ve halen de tam anlamıyla durulmayan ve güç dengesi olmayan bir savaşta yüzbinlerce insanın ölümüne “Rusya’nın iç işi” diyenlerin seyirci kaldığını, savaşın durması için aktif rol üstlenmediklerini de unutmadan…

İhsan BERKHAN, 23 Şubat 2006-İstanbul

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir