ÇEÇEN DİLİNİN GELECEĞİ

Dünya nüfusunu dikkate aldığımızda, Ülkelerin halklarının, varlığından pek azının bilgi sahibi olduğu Çeçenler, Çeçenistan sınırının dışında, pek çok ülkede yaşamlarını devam ettirmektedirler. Zorunlu trajik göçlerin neden olduğu bu durum 1860 ‘lı yıllarda başladı ve o dönemde Osmanlı toprakları, onurlu ve savaşçı Çeçen muhacirler için yurt oldu. Bu gün onlar Ürdün, Suriye, Irak ve Türkiyede yaşamaktadırlar. Yine ikinci dünya savaşından sonra orta asya ve Sibiryaya Çeçenlerin topyekün sürgünü, o neslin çocuklarının hafızalarında silinemeyecek yaralara yol açtı. Topraklarına dönme serbestisi verildiğinde ise, bir kısmı orta asyada, daha çok Kazakistanda kaldı. Ne var ki, gerek ilk göçün sonraki neslinin çocukları, gerekse sonraki sürgünün orta asyada kalan Çeçenlerin çocukları, binlerce yıllık bir geçmişe sahip Çeçen dilini konuşamaz bir duruma geldiler. Bu gün Çeçenistanda bile, Çeçen dili için endişeli bir geleceği, Çeçenistanda bulunan Çeçen dil bilimcileri tarafından dillendirilmektedir. Sürgünde çocuk olanlar, şimdilerde altmış, yetmiş yaşına gelmiş kişilerin bile, konuşmalarına neredeyse yüzde elli Rusça karıştırdıkları görülmektedir. Coğrafik olarak bu dilin konuşulduğu topraklarda yaşayan bir milyondan fazla insanın dil sorunun olduğu gerçeği, artık gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır. Çeçen Cumhuriyetinin yazar ve dil araştırmacısı Musa Ahmedov, bir konuşmasında bu duruma işaret etmekte, bazılarına göre Çeçen dilinin kırk elli yıl sonra ortadan kalkacağı değerlendirmesini dillendirmektedir.
(https://www.facebook.com/100014215847009/videos/1029818587501993)
Dilin bir milletin hususiyetlerini yaşatan en temel unsur olduğu dikkate alınırsa, tarihsel birikimlerinin de kaybolması, kaybolmayan pek azının ise kaybolma riski ile karşı karşıya kalması, insanların yaşam haklarına müdahalesiyle ilişkisi olduğu görülebilir. Bu aynı zamanda dilin de dar ağacına çekilmiş olduğu anlamına geldiği var sayılabilir. Aslında dilin kaybolması sorunu tüm Kafkas dilleri için geçerli olduğu düşünülebilir. Zaman içerisinde Adige ve doğu Kafkas dillerinin kaybolabileceği tehlikesi ve kaderi tartışılabilir.. Tabi bu minvalde şu sorular sorulabilir. Sözde medeni ülkelerin, kuşatmacı ve halkların kültürel ve sosyal değerler başta olmak üzere, tüm değerlerine kasteden sorumlu zihniyetin, bu dillerin kaybolma riskine karşı, insanlık tarihi adına çözümüne katkı sunmaları beklenebilir mi? Esasen dillerin kaybolması tehlikesine karşı, tüm insanlığın da sorumluluk taşıması gerekmez mi? Kuşkusuz her sorunun cevabı vardır ama, bazı soruların cevabının verilmesi ise kolay değildir. Bu çerçevede 2010 yılında UNESCO’nun, tehlike altındaki diller listesine Çeçen dilini dahil etmesi önemli ve dikkat çekici bir durum olarak gözükmektedir. Bu konuda, Çeçen Cumhuriyetinden Musa Ahmedov, Arbi Vagapov gibi dil bilimcilerin endişelerinin varlığı, konunun ciddiyetine işaret ettiği düşünülmelidir. Kesinlikle bu gerçek, tüm çevrelere bir yükümlülük getirmektedir. Hiç kuşkusuz, Çeçenya yetkililerinin daha fazla çabasına ihtiyaç vardır. Çeçen dil bilimcilerinin ise sınırlı gayretlerinin olduğu anlaşılabilir. Fakat göz ardı edilmemesi gereken bir gerçeği burada vurgulamak gerekmektedir. Gramer kurallarını belirleme adına, ana dilin tarihsel dil ile bağını koparacak biçimde ele alınması, en büyük kötülük, aynı zamanda en büyük sorun niteliğini taşır. Bu sahada faal insanların azlığı, bu fakir gibi alanı olmayanı da, zorunlu araştırmaya ve fikir serdetmeye itmektedir. Yine kusurları ile birlikte yazılmış olan, “Hititler ve ışık savaşçıları” adlı kitap, gençlerde bir ilgi uyandırması için, bu sahaya bir kapı aralama adına kaleme alınmıştır.. Bu çerçevede müşahede edilebilecek vakıa ise, geçen yüzyılda, Çeçen dili üzerinde operasyonlar yapıldığıdır. Bu gerçeği en iyi bilenler ise, dil bilimcileridir. Böyle olmakla birlikte, bu dili kadim haliyle belli ölçüde bilenler, bazı gramer kitaplarında ki bilgi ve örnekleri değerlendirmeye vakıf olabilirler. Bu bağlamda konuya açıklık getirmek adına, bir eserde var olan durumu değerlendirebiliriz. Zura Dotton ve John Vagner’in kitabında, gelecek zaman için verilen “со бепиг оьцуш xir ву(so bepig osuş xir vu)=Ben ekmek alacağım” şeklinde tercüme edilerek verilen örnek irdelenebilir. Türkiye Çeçenleri olarak “ со бериг ийцвал(so bepig iysval-yakın zaman) veya со бериг оцурдолуш ву(so bepig osurdoluş vu)” gelecek zaman cümleleri olarak yerleşik cümlelerdir. Dolayısıyla bu örnek, Çeçen dilinin çok geniş incelenmesi gerektiği bir durumun varlığının belirtilmesini gerektirir. Yine Çeçen gramer kitaplarında isim ekleri olarak dative “-na” eki olarak belirtilir. Oysa Türkiye Çeçenleri olarak buna ilaveten ”-i” eki de kullanılır. Örneğin, aynı zamanda bir kinaye olarak kullanılan, ancak çok Tanrılı dönemden kalan bir ifade olarak görebileceğimiz, Sigal Del-i hal velir= Gök Tanrı-ya çıktı söylemi kadim dil ve tarihi gösterir niteliktedir. Bu durum gramer kitaplarına yansıtılmadığında, sizin kil tabletlerle kurduğunuz bağ, referans arayanların tekelci zihniyetinin engeline takılır. İşte bu yüzden, Türkiye, Ürdün, Suriye ve Irak Çeçenlerinden, bu dili büyüklerinden öğrendiği gibi konuşan orijinal temsilcileri, bunun farkında değilseler bile, kadim tarihle bağ kuracak dil yapısına haiz olmaları hususu, oldukça değerli ve altı çizilmesi gereken bir durumdur. Bu cümleden olmak üzere, özellikle Türkiye Çeçenlerinin ki, İstanbul Kafkas Çeçen Kültür derneğinin, geçmişten günümüze yaptığı ve yaşanılan önemli hizmetleri, potansiyelinin varlığını da gösterir. Derneğin dil kursu projesinin, yeni açılımlara vesile olmasını içtenlikle umut etmekteyim. Zira konuların, çok daha ciddi yaklaşımla ele alınabileceği bir ortamın varlığı ehemmiyet arz eder. Konulara akademik bakış açısı olan, araştırmacı gençlerin ilgisine, hiç olmadığı kadar ihtiyaç olduğu, su götürmez bir gerçek olarak orta yerde durmaktadır. Çeçen üniversitesi hocası dil araştırmacısı Arbi Vagapov, bir söyleşisinde; Gençler! Çeçen dili ve tarihine ilgi duyun, araştırın, hep parayı düşünmemelisiniz serzenişini burada zikretmek gerekir. Buna katılmamak ise mümkün değildir.

You may also like...

2 Responses

  1. erol dedi ki:

    Çeçen dili konusunda bilgisi olmayan bir insan olarak, bu dilin gelecek endişesini böylesine kapsamlı ve akademik bir yaklaşımla ele alındığına ilk kez şahit oluyorum. Çok teşekkürler Hami Kardeşim.. Şu anda dil biliyor olmak -eğer sonraki evlatlara aktarılamamışsa- kişisel bir gurur kaynağı olmaktan öte gitmiyor ne yazık ki? Dil bir milletin bayrağı, varlık sebebidir derler….

  2. Hami Özdil dedi ki:

    Erol bey, kültürümüze yapmış olduğunuz katkılarınız için teşekkür ederim. Benimkisi çorbada bir tuz kabilinden bir şey. Bir akademisyen oluşunuz, konulara bakışınızla, bir fark ve anlam kazandırdığını düşünüyorum. Camiamız için değerli, gerekli ve saygıyı hak eden konumunuzu ifade etmeden geçemeyeceğim. Gerek dar anlamda kendi beldemizin, gerekse geniş anlamda tüm camiamızın değerleri, hepimizin değerleridir. Bu sayfada bu düşünceleri ifade imkanı oluşturan büyüklerimiz ve kardeşlerimiz övgünün en büyüğünü hak ediyorlar. Hepinize teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir