Teravih Ve Çeçenler

Bilindiği üzere Kafkasya’da Çeçenler ve Avar’lar Şafii mezhebine mensupturlar. Hz. Ömer zamanında İslam Orduları Derbent’e kadar gelerek İslam dinini bu topraklara ulaştırdılar. Çeçenler ve Dağıstanlılar da bu tarihlerden itibaren geçen zaman içerisinde din olarak İslamı benimsediler. Kuzey Kafkasya’da yaşayan diğer Çerkes ve Abhaz halkları ise, hanefi mezhebine mensupturlar. Geçmiş yüzyıllarda Dağıstan, İslam ilimlerinde ün yapmış bir merkez idi. Medreselerde yetişen çok büyük alimler vardı. Bilindiği gibi Çeçenler ata vatanına ‘Değista’ derler. Eski zamanlarda Kafkasya’ da şimdiki suni sınırlar yoktu. Dedelerimiz göç ederken bu alimlerin bir kısmı da Osmanlıya gelmiş olup, o zamanki zor şartlarda getirebildikleri bir kısım el yazması çok kıymetli kitapları da birlikte getirmişlerdir. Ancak ne yazık ki bu kıymetli eserler ne haldedir bilinmez. Durumlarının iyi olmadığı kesin. Hak ettikleri şekilde kendilerinden maalesef istifade edilememektedir. Bu, ayrı bir inceleme konusu olup bu konuyu şimdilik burada noktalayalım.

1865 yıllarından sonra Osmanlı topraklarına gelen dedelerimiz, çok büyük zorluklar yaşayarak geçirdikleri yıllardan sonra köyler kurarak yerleşmeye başladılar.Yukarıda bahsettiğimiz işin ehli olan din büyükleri onların din ile ve yaşamla ilgili konularındaki problemlerini çözmede hep yanında oldular. Cami imamlarını da kendi aralarından ehil olanını seçiyorlardı. Kendi problemlerini kendileri hallediyorlardı. Diğer bölgeler ile ilgili bilgim olmadığı için bir şey diyemiyorum. Ancak Çardak üzerinden konuyu değerlendirmeye devam etmek istiyorum. Çardak’ın kuruluşunda aktif rol sahibi Gine Hacı ile birlikte Hafız İbrahim, Xasi Molla, Anis Molla gibi Çeçen olan hocaların yani sıra Tahir Hoca, Ali Hoca gibi Avar asıllı Göksun’a bağlı Orta Tepe ve Kireç köylerinden hocalar da Çardak’ta imamlık yapmışlardır. Daha sonraları İmam Hatip Okulu mezunları olarak Süleyman Işık ve Ahmet Özbay imamlık yapmıştır. Daha sonraları ise, Çardak’a atanacak imamların Şafi mezhebine göre namaz kıldırması hassasiyeti mücadelesi halen sürmektedir.

Türkiye’de Hanifilik  resmi mezhep olduğu için İmam Hatip okullarında ve Kur’an kurslarındaki eğitimler Hanefilik mezhebi üzerinedir. Bizim gibi farklı mezhep ve kültürleri olanlar için eğitim veren yerler maalesef yoktur. Her geçen gün de bu mezhep ile ilgisi, bilgisi olanlar azalmaktadır. Bu nedenle bu bu konu çok önemlidir. Kültürümüzün en temel taşıyıcı unsurlarından birisidir. Yaşatılması ve bu konuda çaba sarf edilmesi gerekir. Konular bağlantılı olduğu için teravih konusuna sıra gelmiyor. Bildiğiniz gibi Çeçenler teravih sekiz rek’at kılarlar. İki rek’atta bir selam verilir. Rek’at Aralarında çok güzel Tesbihat yapılır. Kafkasya’da da, Ürdün’de de Çeçenler halen aynı şekilde teravih kılarlar.

Çardak’ta eskilerden benim hatırladığım hatırladığim Gilxa, Yahya amcaların (Allah rahmet eylesin) koroyu yönettikleri güzel teravih arası tesbihatları unutulmazlar arasında yerini korur. Halen bu güzel gelenek devam ettirilmektedir. Teravihlere yetişmek için çardak’a gitmeyi iple çekiyorum.

Teravih namazındaki asil hedeflenen hangi hoca çabuk kıldırıyor yarışı değildir. İbadetin lezzetini almak için kurallarına uygun kılınmasıdır. Namaz aralarındaki tesbihat da oldukça sevaplı ve önemlidir. Çeçenlerin teravih namazları arasında yapmış oldukları tesbihat, korunması ve gelecek nesillere aktarılması gereken çok önemli bir zikir ve dua manzumesidir. Manaları da oldukça güzel ve çok övülmüs güzel sözlerdir.

Bu tesbihatın yapılışı ve sözleri şu şekildedir. Yatsı namazında cemaatten sesi güzel ve uyumlu kişiler yan yana saf tutarlar. Yatsı farzı ve iki rekat son sünneti kılındıktan sonra bu kişilerden birisi

Esselate camia der. Koro halinde

La havle ve la kuvvete illa billahi, Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammedin ve sellim,

Allahümme inna nes’elükel cennete ve neüzü bike minen nar.

denilerek teravih namazına kalkılır. İlk iki rek’atten sonra aynı şekilde okunur. İlk dört rek’at sonrasında ve teravihin bittiği sekiz rek’at sonrasında ise, üçer defa

Subhanallahi vel hamdu lillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber,

Subhanallahi adede halkihi ve ridae nefsihi ve zinete arşihi ve midada kelimetihi

denilerek devamında da yine

Esselate camia

İle başlayan salat ve selam ile vitire kalkılır. Vitir namazı kılınıp bittiğinde ise üç defa

Subhanel melikil kuddus’ denir, devamla

Subhanallahil melikil kuddus,

Subbuhun kuddus,

Rabbul melaiketi verruh.

Subhane men te azzeze bil kudreti vel beka, ve kahharal ibade bil mevti vel fena.

Subhane rabbike rabbil izzeti amma yasifune. Ve selamun alel murseline vel hamdu

lillahi rabbil alemin’

denilerek duaya geçilir ve böylece biter. Tabii ki makamı ve coşkusu gönülleri hoş eder.  1976-77 yıllarında Ramazan ayında Kur’an öğretmek ve imamlık yapmak üzere Çardak’a bir hoca geldi. Kendisi Ezher Üniversitesi mezunu idi. O sene çok hizmeti de oldu. Allah kendisinden razı olsun. Ancak bu sekiz rek’at teravih sebebi ile cemaat ile arası yoktu. Bir gün vaaz kürsüsünden dedi ki; Ben Ezher mezunuyum, tüm kitapları inceledim, dünyada sizden başka bu namazı sekiz rek’at kılan yok, yanlış yoldasınız yirmi rek’at kılmanız lazım’. Cemaat hareketlendi. Öndeki yaşlılardan bir kaçı bu hocaya

dediler ki, ‘sen bizim büyüklerimizden iyi mi biliyorsun?’ neyse olay kapandı, namaz sekiz rek’atle devam etti. Ben bu konuyu merak etmeye başladım. Acaba niçin bizimkiler bu namazı sekiz rek’at kılıyorlardı. Çok özet olarak teravih ile ilgili sizlerle paylaşmak istediğim şu: Teravihin kelime manası Raha dan gelir. Rahat bir şekilde tesbihatla birlikte kılınan namazdır. Peygamberimizin kaç rek’at kıldığına dair rivayetler muhtelif olmakla birlikte camide sekiz rek’at kıldığı bilgisi ağırlıktadır. Peygamberimizin vefatından sonra insanlar bu namaz konusunda çok abartmalar yapmaya başlamıştır. 40 rek’ate kadar kılmışlardır. En son Hz. Ömer zamanında en fazla yirmi rek’at olması üzerinde karar verilmiştir. Türkiye’de bu güne kadar tek Şafii ilmihali yazmış büyük âlim Halil Gönenç Hoca ile birkaç yıl önce bir iftarda karşılaştık. Bizim kıldığımız teravihi kendisine anlattım. Aradaki tesbihatı anlattım. Çok memnun oldu.

Ramazan ayında Mekke’ de teravih kılınırken sekiz rek’atten sonra ciddi miktarda bir cemaatte namazdan ayrılmaktadır.

Bunları yazmaktaki amacımız bir tartışma yaratmak için değildir. Kendi yok olan değerlerimizden haberdar olmamız ve bunların korunması için ne yapabiliriz içindir. Ehli sünnet mezhebi olan Hanefi mezhebi de, Şafii mezhebi de haktır. Biri diğerinden üstün değildir. Ama farklılıklara da tahammül göstermek ve saygı duymak gerekir. Bu bizi küçültmez, daha da saygın yapar.

Selam ve muhabbetle

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir