Geçmişten Günümüze Çeçenler

Ergünoz AKÇORA
Turan Yayınları

Ergünoz AKÇORA
Turan Yayınları
12 Mart 2024
18 Mayıs 2021
26 Temmuz 2026
ÇEÇEN DİASPORASININ SINAVI YÖNTEM Mİ SONUÇ MU?
19 Ağustos 2026
9 Haziran 2026
5 Haziran 2026
ÇEÇEN VE HİTİT MUK SÖZCÜĞÜNÜN YORUMLANMASI
15 Temmuz 2026
Didem Çatalkılıç
Yayılmacı Rus politikasının bir sonucu olarak 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren şiddetlenen Kafkas-Rus Savaşları Kuzey Kafkasya tarihinin en zor yıl-larını oluşturur. Özgürlüğüne düşkün Kuzey Kafkasya halklarının İslami tari-katlarla tanışması da bu döneme rastlar. Önce, Nakşibendiliğin bir kolu olan Halidilik bölgede kendine geniş bir taban bulur ve Dağıstan-Çeçenistan’da “müridizm” olarak isimlendirilen “direniş hareketini” 30 yıl boyunca motive eder; Sonra da 19. yüzyılda, süregelen Kafkas-Rus Savaşlarında yorgun düşen halkın artık umudunu yitirmeye başladığı bir sırada Şeyh Kunta Hacı tarih sahnesine çıkar ve Kadiri tarikatının Çeçenistan varyantı olan ve her hal-ü kârda “barışçıl tezler” savunan “Zikirizmi” toplum içinde ya pıla ndırır. Ülkemizde pek bilinmeyen Şeyh Kunta Hacı ve yolunun esaslarını anlatan bu çalışma Kafkasya tarihine ilgi duyanlara döneme yönelik değerlendirmele-rinde yeni perspektifler açacak. Didem Çatalkılıç Apra Yayıncılık
Dr. Fikret Efe
Bu kitap, Dağıstan ve Çeçenistan başta olmak üzere bütün Kafkas halklarının milli bağımsızlık mücadelesinin unutulmaz lideri Şeyh Şamil’in, komutanlığı döneminde yazdığı 100 mektubu içermektedir. Bir efsanenin arka planını gösteren bu mektuplar, Şeyh Şamil’in yalnız askerî dehasının değil, dinî, kültürel, sosyal ve siyasi kişiliğinin önemli belgeleri niteliğindedir. Bugüne kadar Şeyh Şamil ve mücadelesiyle ilgili olarak ortaya konan eserler, belli bir noktadan sonra objektifliğini kaybediyor ve yazarının niyeti doğrultusunda şekilleniyordu. Bu kitapta ise okuyucu, Şeyh Şamil’in ağzından Kuzey Kafkasya bağımsızlık mücadelesini bizzat dinliyor. Dr. Fikret Efe ŞULE YAYINLARI
Hulusi Üstün
Bu kitap, 1999 Eylül’ünde tekrar ateşe verilen Çeçenistan’daki savaşın Türkiye’ye yansıyan acılarını anlatıyor. Yazar Hulusi Üstün bu dördüncü eserinde Kafkas-Çeçen Dayanışma Komitesi’nde bizzat şahit olduğu olayları bir dil ustası inceliğiyle ele alıp hikaye tadında okuyucuya sunuyor. Bu kitap dünyanın gözü önünde yok edilen küçük ama onurlu bir halkın direnişine ilişkin bir belge niteliği de taşıyor. Hulusi Üstün Bayrak Matbaacılık
Rusya Bilimler Akademisi Yayın Kurulu
Eser, Rusya Bilimler Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü tarafından 1998 yılında Rapor olarak hazırlanmıştır. Kitapta, Kuzey Kafkasya’da bulunan Dağıstan, İnguşetya, Kuzey osetya, Çeçenistan, Adıgey, Kabartay-Balkar, Karaçay-Çerkes Cumhuriyetleri ve Rostov bölgesi, Krasnodarve Stavropol eyaletleri incelenmiştir. Ayrıca Kuzey Kafkasya’daki gelişmeler açısından önemli bir aktör olan Rus Kazaklarına da yer verilmiştir. Her birime, ekonomik durumun tahlili ile başlanılmıştır. Bunun, sosyal hayata yansımaları, özellikle suç oranlarınını artması, mafya örgütlenmeleri üzerinde durulmuştur. Siyasi yapı, siyasi güçler ve bunların hem halka hem de ekonomik aktörlerle diyaloğu öne çıkarılarak anlatılmıştır. Böylece Kuzey Kafkasya’da siyasetin işleme mekanizması gözler önüne serilmiştir. Söz konusu etnik grupların zihniyetinin şekillenmesi itibaiyle milliyetçilik akımlarının ve İslam’ın rolü üzerinde durulmuş. Rusya Bilimler Akademisi Yayın Kurulu Avrasya Str. Ar. Mer. (ASAM) Yayınları
Mahmut Bİ
Tarihçi Mahmut Bi’nin uzun zamandan beri üzerinde çalıştığı “Kafkas Tarihi” ile ilgili çalışmasının giriş ve iki bölümden oluşan birinci kitabı Selenge Yayınevi tarafından 2007 yılında İstanbul’da yayınlanmıştır. Kafkas Tarihi iki kitaptan oluşmaktadır. 2007 yılında yayınlanan birinci kitap yeniden gözden geçirilerek, iki bölümden oluşan ikinci kitap ile birlikte yeniden Berikan Yayınevi tarafından yayınlanmaktadır.Günümüzde küresel düzeyde giderek önem kazanan ancak, hala bazı kurumlar tarafından “Terra Incognita” (Bilinmezler Ülkesi) olarak değerlendirilen Kafkasya Bölgesi, aslında insan varlığının 400 bin yıl önce ortaya çıktığı dünyanın en önemli bölgelerinden biridir. Kafkasya’nın Tarih boyunca devam eden önemli konumu günümüzde daha daöne çıkmıştır. Öncelikle, Hazar ve Orta Asya Petrollerinin batı dünyasına ulaşması noktasında Kafkasya yine bir geçiş kapısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Eskiden kavimlere köprü görevi yapan Kafkasya, günümüzde ve gelecekte petrole, doğal gaza köprü görevi yapacaktır. Doğal kaynakların ve ticaret yollarının geçme kapısı olarak Kafkasya yeniden gündeme gelmiştir. Mahmut Bİ Berikan Yayınları
Erol YILDIR
Son yirmi yıllık süreç içerisinde Çeçen Toplumu olarak yaşadığımız kırılmalar, gelecekle ilgili kaygılar, savaş ortamının yarattığı moral bozukluğu ile geçen ve bir anlamda kendi kabuğumuza çekildiğimiz acılı günlerin ardından mevcut durumumuzu gözlemleme fırsatına son yıllarda tekrar kavuştuk. Görünen o ki, kültürel ve toplumsal değerlerimiz gün geçtikçe artan bir hızla yok oluyor. Bu gözlemle kültürlerin adeta çocuk gibi bakım ve özel bir ilgi istediğini tekrar kavrıyoruz. Yok olan değerlerin bir daha kazanılamayacağının farkındalığı, bir şeyler yapamamanın sancısıyla hepimiz derinden etkileniyoruz. Biliyoruz ki, eğer kültürümüzü rastlantısal etkenlerin rüzgarına bırakmadan özgün haliyle olabildiğince koruma isteğine sahip isek, öncelikle ve sadece bizim üzerimize çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Günümüzde, doğduğumuz ve büyüdüğümüz köylerden uzaklarda büyük şehirlerde aynı toplumun fertleri olarak birbirimizden kopuk bir şekilde yaşıyoruz. İnsani bir ihtiyaç olarak birbirimizi tanımamız ve kaynaşmamız gerekiyor. Geleceğimiz olan gençlerimizin tanışıp kaynaşmasına vesile olacak güzel organizasyonlar yapmak, ihtiyaç sahiplerini tespit ederek onların sorunlarına çareler aramak, kişisel birikimlerimizi paylaşmamız toplumsal yok oluşa karşı çok önemli zorunluluklar. Derneklerimiz, bir araya toplanabileceğimiz ve bu gereklilikleri sağlıklı bir şekilde sağlayacak yegane yerler olarak ön plana çıkıyor. İşte, kuruluş amaçları doğrultusunda, farklı ve dağınık bir şekilde yaşayan insanlarımızı bir araya toplayan demeğimizin en önemli görevlerinden birisi olarak; Geldiğimiz yörelerde yaşattığımız bizi biz yapan değerlerimizi çocuklarımıza aktarabilmek, hızla kaybettiğimiz dilimizi, kimliksizleşmeye karşı bir direnç oluşturacak akrabalık bilgilerimizi, babalarımızdan aldığımız binlerce yıllık emanet olan özgün kültürümüzü bizden sonraki nesillere aktarma gayreti hiç bugünkü kadar anlam kazanmamıştı. Olağanüstü öneme sahip bu tür çalışmaların sürekli hale gelmesiyle, evlerimizde bulunan ve hatırasına hürmeten koruduğumuz kültürel materyallerimizin tanıtılmasının, geçmişimize ve kimliğimize ait ne varsa ortaya çıkarılarak kayda alınmasının da kültürel yok oluşu yavaşlatacak/ engelleyecek yegane çarelerden birisi olduğunu düşünüyoruz. Erol YILDIR KAFKAS ÇEÇEN KÜLTÜR DERNEĞİ
Muhammed Tahir el-Karaki
Elinizdeki bu eserin müellifi Muhammed Tâhir el-Karahî İmam Şâmil’in yakın arkadaşı ve onun muradı üzerine gazavatı kaleme alan kişi olarak bilinir. Bazı araştırma eserlerinde ise Karahî’nin eseri, Şâmil’in resmî kroniği olarak kabul edilir. Arapça olarak kaleme alınan bu eseri, Şâmil’in Mekke’de ikâmet eden oğlu, şair Mehmed Âkif’e vermiş; o da tetkik etmesi için İstanbul’da Tâhirü’l-Mevlevî’ye teslim etmiştir. Onun marifetiyle Türkçe’ye tercüme edilen eser, hicrî 1333 (miladî 1915) tarihinde Osmanlıca olarak basılmıştır. Daha sonra gerek Rusya’da, gerekse Kafkaslar üzerine çalışma yapan batılı araştırmacılar nezdinde itibar gören bu eserin, sadeleştirme olarak Türkiye’de de birkaç baskısı yapılmıştır. Kafkaslar’daki Rus kolonizasyonuna karşı Şeyh Mansûr’un 1785’te başlattığı ve genel olarak müridizm (gazavat) olarak adlandırılan direniş hareketinin, sonraki tarihlerdeki üç imamı Gâzi Muhammed, Hamza ve Şâmil dönemlerinin hadiselerini, müslümanların bakış açısından tafsilatlı olarak anlatan bu eser, alanında yegâne kaynaktır. Muhammed Tahir el-Karaki Büyüyenay Yayınları
Muhittin Kandur
Bu hikâye Rus medyasında sürüp giden Kafkas karşıtı yoğun propagandaya tepki olarak kaleme alınmıştır. Kafkasyalıların birer terörist, kültürsüz ve eğitimsiz insan olarak gösterilmesi Rusya Federasyonu’nda yavaş yavaş ciddi bir ‘kültür çatışması’na yol açmaktadır. Bu tür düşüncesizce bir eşleştirmenin sonuçları eski Yugoslavya’da yaşanan kültür çatışması kadar yıkıcı sonuçlar doğurabilir. En basitinden büyük bir federasyonun bölünmesine, dağılmasına sebep olabilir. Rusya’nın tüm çocukları bu mantıksız, yıkıcı propagandaya karşı savaşmalıdır. Teröristlerle gangsterlerin milliyeti yoktur. Kuzey Kafkasya, federasyonun en mühim, en stratejik bölgesi; Rusya Federasyonu’nun çok etnisiteli mozaiğinin en büyük servetlerinden biridir. Kafkas karşıtı duyguları kışkırtan çıkar gruplarına meydan bırakılmamalıdır. Muhittin Kandur APRA
DINA-PRESS
Almanak “Çeçen Fenomeni”nin yayımlanmaya başlamasının nedeni, 1994-1996 Rus-Çeçen savaşı çevresinde, anlaşmazlığın siyasal-hukuksal yönüne ilişkin gerçek dışı haberlerin yayılması; tarihsel olay ve gerçeklerin tahrif edilmesi; duyum, dedikodu ve yalan haber üretilmesi; olup bitenlerin tek yönlü değerlendirilmesi gibi yalnızca Yeltsin’in suç oluşturan rejiminin eylemlerini haklı göstermeye çalışan bir gerçek dışı atmosferin oluşmasıdır. DINA-PRESS Uluslararası Çeçen Hab. Ajansı
Ali BOLAT
Bu çalışma Çeçenistan ve Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına göç eden Çeçenlerin göç hareketlerine dair Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan arşiv uzmanlarının tasnif ederek listelediği belgelerin çevirisidir. Burada çoğunlukla Çeçenlere ait belgeler yer almakla beraber Çeçenlerle birlikte kader birliği olan diğer Kafkas halklarının göç ve iskânlarını da içermektedir. Çeçenlerin en büyük sayıdaki göçü 1865 yaz aylarında 5 bin hane (23 bin nüfus) olarak gerçekleşmiştir. Ancak arşiv belgelerinden de anlaşılacağı üzere bu tarihten önce ve sonra da göçler olmuştur. 1865’te gerçekleşen toplu göçte Çeçenler, Osmanlı topraklarının pek çok değişik yerlerine iskân olunmuş ve daha sonra pek çok yer değiştirmeler görülmüştür. Kafkasyalıların göçü esnasında çok büyük kayıplar olmuş ve çok meşakkatler çekilmiştir. Osmanlı topraklarına geldikten sonra da çeşitli zorluklar ve yerleştikleri yerlerde tutunabilme mücadelesi vermişlerdir. Bu esnada yerli halkla da pek çok sorun yaşanmıştır. Bununla birlikte Osmanlı Devleti’nin ve halklarının, gelen göçmenlere ellerinden geldiğince yardım ve destekleri de bu belgeler ışığında açıkça görülmektedir. Ancak pek çok yerde bu yardımlar yeterli olamadığı için aç kalan göçmenlerin yaşamını sürdürme güdüsüyle, etrafa saldırıları ve talanları da bir gerçektir. Osmanlının son dönemlerinde yaşanan bu hengâmeden diğer bütün halklar gibi Kafkasyalılar da paylarına düşeni almışlardır. 1865 göçünde gelenlerin önemli bir kısmı doğu bölgelerinde kalarak yerleştikleri yerlerde asimile olmuş ve bölge halkı arasında kaybolmuştur. Günümüze kadar etnisitesini, anadilini, gelenek ve göreneklerini koruyabilenler ancak bir köy halinde yerleşerek birlikte yaşayanlardır. Buna Kahramanmaraş, Sivas, Ürdün ve Suriye’ye yerleşenler örnek gösterilebilir. Ali BOLAT IQ Kültür Sanat Yayıncılık