Burs Başvuruları Başladı!📣📣📣


7 Ekim 2022
26 Temmuz 2026
9 Haziran 2026
ÇEÇEN DİASPORASININ SINAVI YÖNTEM Mİ SONUÇ MU?
19 Ağustos 2026
VAKIAYI İNKAR FİKRİ İHYA ETMEZ
2 Ağustos 2026
Vahdet Polatkan
1958 yılında Bozkurt köyünde (Sivas/Şarkışla) doğdu. İlköğrenimine Bozkurt köyünde başlayıp Şarkışla Cumhuriyet İlkokulunda, orta ve lise öğrenimini Şarkışla Ortaokulu ve Lisesinde tamamladı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Yurdun çeşitli bölgelerinde Cumhuriyet Savcısı olarak yaptıktan sonra, 2012 yılında Ankara Cumhuriyet Savcısı iken emekli oldu. Aynı yıl noter olarak görev yapmaya başladı, hâlen noter olarak çalışmaktadır. Vahdet Polatkan Karina Yayınevi
DINA-PRESS
Bu sayıda Rus hükümeti belgeleri ve Rus kaynaklarından bazı diğer materyaller yayımlanmaktadır. Bunlar açıkça ve inandırıcı bir biçimde, Rusya’da ne yazık ki hala uygar insanlığın içinde bulunduğu “HUKUKUN GÜCÜ” çağına yerini bırakmayan eski “GÜÇ HUKUKU” döneminin üstün olduğunu kanıtlamaktadır. DINA-PRESS Uluslararası Çeçen Hab. Ajansı
Öner Özkan
Rusya ne anlaşılması, ne de anlatılması kolay bir ülke. Sürprizlerle dolu, çok büyük bir ülke. Rusya halkı, SSCB’ nin dağılmasından sonra öyle şeyler yaşadı ki, bir dönem geldi ve “düzenin sağlanması, demokrasiden daha önemli” demeye başladı. SSCB’ den kalan ve geçmişte devlete ait olan servetin, tesislerin, doğal kaynakların yeni sahiplerinin belirlenmesi gerekiyordu. Bu süreç, halk için çok üzücü oldu. Bu kitapta, Rusya’ nın, dünyanın en kanlı terör eylemlerinin yapıldığı bir ülke haline nasıl geldiğini göreceksiniz. 1999 yılında birdenbire ortaya çıkan Putin’ in nasıl yükseldiğini, geçmişine ait olan sırlarını ve tüm bunların ülkedeki iktidar mücadeleleri içerisinde nasıl bir yer kapsadığını bulacaksınız. Romanlarda, filmlerde, fantastik öykülerde karşılaştığınız olaylara, Rusya’ da gerçek hayatın tam içerisinde rastlayabilirsiniz. Ve birçoğuna, dünyanın bir başka köşesinde rastlamak mümkün değildir. Kitapta anlatılan ve gerçeğin ta kendisi olan gerçeküstü olaylar sizi çok şaşırtacak. Öner Özkan ÜMİT YAYINCILIK
Muhittin Kandur
Bu hikâye Rus medyasında sürüp giden Kafkas karşıtı yoğun propagandaya tepki olarak kaleme alınmıştır. Kafkasyalıların birer terörist, kültürsüz ve eğitimsiz insan olarak gösterilmesi Rusya Federasyonu’nda yavaş yavaş ciddi bir ‘kültür çatışması’na yol açmaktadır. Bu tür düşüncesizce bir eşleştirmenin sonuçları eski Yugoslavya’da yaşanan kültür çatışması kadar yıkıcı sonuçlar doğurabilir. En basitinden büyük bir federasyonun bölünmesine, dağılmasına sebep olabilir. Rusya’nın tüm çocukları bu mantıksız, yıkıcı propagandaya karşı savaşmalıdır. Teröristlerle gangsterlerin milliyeti yoktur. Kuzey Kafkasya, federasyonun en mühim, en stratejik bölgesi; Rusya Federasyonu’nun çok etnisiteli mozaiğinin en büyük servetlerinden biridir. Kafkas karşıtı duyguları kışkırtan çıkar gruplarına meydan bırakılmamalıdır. Muhittin Kandur APRA
Tarik Cemal KUTLU
Hacı Murad’ın İmamın saflarına geçmesi ile Ruslar büyük bir darbe almış oluyordu. General Klugenav onu geri kazanabilmek için büyük çaba gösterdiyse de, muvaffak olamadı. Bunun üzerine güç yoluyla Hacı Murad’ı dize getirmek için 2000 kişilik bir kuvvetle onun üzerine yürüdü. Mücahid kuvvetleri bu sayının üçte biri kadar olmalarına karşılık büyük bir mukavemet gösterdiler. İmparatorluk topçu kuvvetleri komutanı Bakunin’in de öldüğü bu harekât Rus yenilgisi ile sonuçlandı. Hacı Murad yaralanırken, babasıyla iki kardeşi şehid düştü. 1841 Yılının Temmuzunda General Golovin raporlarında şunları yazıyordu: ‘Şimdiye kadar Kafkasya’da Şamil kadar tehlikeli ve kuvvetli bir düşmanla karşılaşmamış bulunuyoruz. Gelişen olayların etkisiyle Şamil’in hareketi, Muhammed’in(sav) dünyanın dörtte üçünü sarstığı zamanki gibi dini ve askeri bir yapı kazanmıştır.’ Tarik Cemal KUTLU GÖZDE KİTAPLAR
Fanny E. BRYAN
Fanny E. BRYAN ODTÜ Yayınları
Erol YILDIR
Son yirmi yıllık süreç içerisinde Çeçen Toplumu olarak yaşadığımız kırılmalar, gelecekle ilgili kaygılar, savaş ortamının yarattığı moral bozukluğu ile geçen ve bir anlamda kendi kabuğumuza çekildiğimiz acılı günlerin ardından mevcut durumumuzu gözlemleme fırsatına son yıllarda tekrar kavuştuk. Görünen o ki, kültürel ve toplumsal değerlerimiz gün geçtikçe artan bir hızla yok oluyor. Bu gözlemle kültürlerin adeta çocuk gibi bakım ve özel bir ilgi istediğini tekrar kavrıyoruz. Yok olan değerlerin bir daha kazanılamayacağının farkındalığı, bir şeyler yapamamanın sancısıyla hepimiz derinden etkileniyoruz. Biliyoruz ki, eğer kültürümüzü rastlantısal etkenlerin rüzgarına bırakmadan özgün haliyle olabildiğince koruma isteğine sahip isek, öncelikle ve sadece bizim üzerimize çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Günümüzde, doğduğumuz ve büyüdüğümüz köylerden uzaklarda büyük şehirlerde aynı toplumun fertleri olarak birbirimizden kopuk bir şekilde yaşıyoruz. İnsani bir ihtiyaç olarak birbirimizi tanımamız ve kaynaşmamız gerekiyor. Geleceğimiz olan gençlerimizin tanışıp kaynaşmasına vesile olacak güzel organizasyonlar yapmak, ihtiyaç sahiplerini tespit ederek onların sorunlarına çareler aramak, kişisel birikimlerimizi paylaşmamız toplumsal yok oluşa karşı çok önemli zorunluluklar. Derneklerimiz, bir araya toplanabileceğimiz ve bu gereklilikleri sağlıklı bir şekilde sağlayacak yegane yerler olarak ön plana çıkıyor. İşte, kuruluş amaçları doğrultusunda, farklı ve dağınık bir şekilde yaşayan insanlarımızı bir araya toplayan demeğimizin en önemli görevlerinden birisi olarak; Geldiğimiz yörelerde yaşattığımız bizi biz yapan değerlerimizi çocuklarımıza aktarabilmek, hızla kaybettiğimiz dilimizi, kimliksizleşmeye karşı bir direnç oluşturacak akrabalık bilgilerimizi, babalarımızdan aldığımız binlerce yıllık emanet olan özgün kültürümüzü bizden sonraki nesillere aktarma gayreti hiç bugünkü kadar anlam kazanmamıştı. Olağanüstü öneme sahip bu tür çalışmaların sürekli hale gelmesiyle, evlerimizde bulunan ve hatırasına hürmeten koruduğumuz kültürel materyallerimizin tanıtılmasının, geçmişimize ve kimliğimize ait ne varsa ortaya çıkarılarak kayda alınmasının da kültürel yok oluşu yavaşlatacak/ engelleyecek yegane çarelerden birisi olduğunu düşünüyoruz. Erol YILDIR KAFKAS ÇEÇEN KÜLTÜR DERNEĞİ
Atila DOĞAN
Kafkasya’nın kuzeydoğusunda Sunja ve Argun ırmakları çevresinde yaşayan Çeçenler, Kafkasya’nın yerli halklarındandır. Rus-Kafkas Savaşı sonrasında 1860’lı yıllardan itibaren Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalan Çeçenler, Anadolu’nun değişik bölgelerinde dağınık olarak yaşamaktadırlar. Yüzyıllarca savaşmak zorunda kalan Çeçenler, bu özelliklerinin yanında köklü bir kültürün de taşıyıcılarıdır. Çeçen kültürünün kendine has öğelerini içinde barındıran elinizdeki bu kitap Çeçen insanının özelliklerini, duygu dünyasını, hayata karşı duruşunu yaşanmışlıklarla anlatan Çeçen halkının diasporadaki edebiyat yazımına ilişkin özgün çalışmalardan bir tanesidir. Atilla DOĞAN Kafdav Yayıncılık
Tarik Cemal KUTLU
Çeçen Direniş Tarihi, yalnızca bir direnişin tarihi değildir. Çeçen ulusunun umumî ve hatta millî tarihidir. Kitapta Çeçenler ?in Kafkasya topraklarındaki etkinlikleri, rolleri, kökeni, kavimsel şeceresi, yetiştirdiği liderleri, başka uluslarla olan ilişkileri, vatanlarına saldıran düşmanlara karşı yüz yıllarca gösterdikleri direnişi, zengin bir kaynakçaya müracaat edilmek sûretiyle işlenmiştir. Sayı itibariyle zaten az olan Çeçen ulusu, dört bir yandan gelen saldırgan kavimlerle boğuşmaktan, siyasal, sosyal ve kültürel bir tarih yazmaktan yoksun kalmıştır tarihi yazmak değil, ister istemez yaşamak zorunda bırakılmıştır. Çeçenler ?in yaşayarak yazdığı tarihi ise, Çeçen olmayanlar kaleme almıştır. Yeteri kadar olmasa da Çeçen tarihçileri ve bilim adamları kendi kavmî kültürlerini tespit mücâdelesinde asla geri durmamışlardır. Değerli araştırmacı Tarık Cemal Kutlu, bu çalışmasında, Türk halkına Çeçenleri tarihleriyle tanıtma amacını gütmüş, onların bilinebilen en eski zamanlarına kadar inmiştir. Okuyucu kitapta kendisi için müşkül gelecek pek çok yer adı, kişi adı vs. ile karşılaşacaktır. Hatta değişik bir alfabe görecektir. Modern Batı Türkçe`sine göre Çeçence?deki sesler çok fazladır. İmlâsı ve yazılış şekli aynı olmasına rağmen bir sesin uzatılması veya kısaltılması Çeçence?de kelimenin anlamını tamamen değiştirebilmektedir. Bundan dolayı yazar, kitaba bir de Çeçence-Rusça-Türkçe alfabe eklemiştir. Tarik Cemal KUTLU Anka
Asım Güleryüz
Bu kitap, Türkiyeli bir direnişçinin 1999 yılında başlayan 2. Çeçenistan savaşına katılmasıyla cephede tuttuğu notlardan oluşmaktadır. Gürcistan sınırından Çeçenistan’a girmesi ve yaklaşık bir yıl sonra Türkiye’ye dönüş yapmasına kadar geçen süre içerisinde tutulan notlarda; Çeçen savaşı hakkında bilinmeyenler, Çeçen mücahidlerin özellikleri, yabancı mücahidlerin intibak sorunları, Çeçen köyleri ve halkın savaşa bakışı, mücahidlerin kendi aralarındaki ilişkileri, mücahidlerin sahip olduğu silahları, Rusların askeri yapıları gibi konular tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor. Samimi niyetle, sadece Allah rızası için Türkiye’deki ailesini, eşini ve çocuklarını bırakıp cepheye koşan direnişcimizin burada yaşadığı duygusal kırılmaları, gelgitleri, abartısız, riyasız, yalın bir şekilde anlatması, tarihe düşülecek bir not niteliğindedir. Üç aylığına cepheye giden direnişçimiz yolların zorluklarla dolu olması, giriş-çıkıştaki sıkıntılar, Rus bombardımanı ve savaşın acımasızlığı sebebiyle ancak 11 ay sonra dönebilmiştir. Asım Güleryüz Bengisu Yayınları