Almanak Çeçen Fenomeni: Soykırım Çağı

DINA-PRESS
Uluslararası Çeçen Hab. Ajansı

DINA-PRESS
Uluslararası Çeçen Hab. Ajansı
9 Haziran 2026
30 Ocak 2024
21 Mayıs 2013
26 Temmuz 2026
9 Haziran 2026
ÇEÇEN DİASPORASININ SINAVI YÖNTEM Mİ SONUÇ MU?
19 Ağustos 2026
ÇARDAK’TA ZAMAN BİR HOYRAT RÜZGARDIR
2 Şubat 2026
Muhittin Kandur
“Kafkas Üçlemesi”, olağanüstü güzel ve güçlü dağ kavimlerinin Rus İmparatorluğu’nu nasıl bu kadar uzun süre topraklarından uzak tutmayı başardıklarını ortaya koyan destansı bir nehir romandır. Dağıstan’dan Kırım’a, St Petersburg’dan İstanbul ve Londra’ya uzanan, aşk, macera, savaş ve kanla dolu bir hikâye Muhittin Kandur tarafından ustaca romanlaştırılmış. Siyaset, ihanet ve kahramanlık gibi zekâya ve duygulara hitap pek çok unsur romanda kendine yer bularak okuyucuyu pek çok noktadan kendine bağlıyor. Kafkasların eteklerinde, Çar’ın ayaklarının dibinde, tarihinin dönüm noktasında bir ulusun hikayesi. . . Kandur’un gerçekçi anlatımı Kazak süvarisinin kılıcı gibi zihninizin derinliklerine saplanıyor. Kafkaslarda yüzyıllık bir aile tarihi, efsanelerin özüyle birleşip hikayenin örgüsüne katılıyor. Çeçenya ve Kafkasya’da silahlı direnişin yeni bir şey olmadığını görüyor; tarih vahşice tekerrür ettiğini bir kez daha anlıyoruz. Harika bir önsözle başlayan bu dokunaklı ve zamansız hikaye, imparatorlukların doğuşu, çöküşü ve günümüz dünyasında ulus-devletlerin ayakta olmasıyla ilgilenen herkese hitap ediyor. Muhittin Kandur Apra Yayıncılık
Muhittin Kandur
Bu hikâye Rus medyasında sürüp giden Kafkas karşıtı yoğun propagandaya tepki olarak kaleme alınmıştır. Kafkasyalıların birer terörist, kültürsüz ve eğitimsiz insan olarak gösterilmesi Rusya Federasyonu’nda yavaş yavaş ciddi bir ‘kültür çatışması’na yol açmaktadır. Bu tür düşüncesizce bir eşleştirmenin sonuçları eski Yugoslavya’da yaşanan kültür çatışması kadar yıkıcı sonuçlar doğurabilir. En basitinden büyük bir federasyonun bölünmesine, dağılmasına sebep olabilir. Rusya’nın tüm çocukları bu mantıksız, yıkıcı propagandaya karşı savaşmalıdır. Teröristlerle gangsterlerin milliyeti yoktur. Kuzey Kafkasya, federasyonun en mühim, en stratejik bölgesi; Rusya Federasyonu’nun çok etnisiteli mozaiğinin en büyük servetlerinden biridir. Kafkas karşıtı duyguları kışkırtan çıkar gruplarına meydan bırakılmamalıdır. Muhittin Kandur APRA
Kolektif
“Çarlık Rusya’nın Kafkasları işgali, yerli halktan sağ kalanları yurdundan söküp atarak nüfus yapısını altüst eden uygulamalaı, sürgüne giden Kafkas halklarının uğradığı 2 milyonu aşan kayıp… Bunların tamamını uluslararası hukuktaki karşılığı “soykırım” ve “insanlığa karşı işlenmiş suç”tur. SSCB zamanındaki Çeçen-İnguş, Karaçay-Balkar, Ahıska ve kırımların 1944 sürgünü de aynı kapsamdadır. Ve bu suçlar mevcut Rusya Fedarasyonu tarafından Çeçenistan’da halen işlenmeye devam etmektedir. Kafkasyalıların, 19. Yüzyılın ortalarında zirveye çıkan ve 1864 yılında büyük sürgünle sonuçlanan uğurladıkları soykırımının yararları hala kabuk bağlamadığı gibi, günden güne daha da derinleşmektedir. Mevcut Rus yönetimi, gerçek kendisinin, gerekse silsile yoluyla siyasi mirasçısı olduğu Çarlık Rusyası ve SSCB’nin Kafkas haklarına yönelik işlediği suçların sorumluluğunu artık üstlenmelidir.” Kolektif Kafkas Vakfı Yayınları
Didem Çatalkılıç
Yayılmacı Rus politikasının bir sonucu olarak 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren şiddetlenen Kafkas-Rus Savaşları Kuzey Kafkasya tarihinin en zor yıl-larını oluşturur. Özgürlüğüne düşkün Kuzey Kafkasya halklarının İslami tari-katlarla tanışması da bu döneme rastlar. Önce, Nakşibendiliğin bir kolu olan Halidilik bölgede kendine geniş bir taban bulur ve Dağıstan-Çeçenistan’da “müridizm” olarak isimlendirilen “direniş hareketini” 30 yıl boyunca motive eder; Sonra da 19. yüzyılda, süregelen Kafkas-Rus Savaşlarında yorgun düşen halkın artık umudunu yitirmeye başladığı bir sırada Şeyh Kunta Hacı tarih sahnesine çıkar ve Kadiri tarikatının Çeçenistan varyantı olan ve her hal-ü kârda “barışçıl tezler” savunan “Zikirizmi” toplum içinde ya pıla ndırır. Ülkemizde pek bilinmeyen Şeyh Kunta Hacı ve yolunun esaslarını anlatan bu çalışma Kafkasya tarihine ilgi duyanlara döneme yönelik değerlendirmele-rinde yeni perspektifler açacak. Didem Çatalkılıç Apra Yayıncılık
Cuma Bayazıt
Kafkas coğrafyası; gelenekleri, mitolojik öyküleri ve köklü efsaneleriyle insanının karakterini biçimlendiren özel bir bölgedir. Çeçenler başta olmak üzere Kafkasya halkları, tarih boyunca karşılaştıkları tüm baskı ve işgallere karşı sergiledikleri direnişi, atalarından miras aldıkları bu efsanevi anlatılardan ve kültürel bağlardan beslenerek sürdürmüşlerdir. Özgürlük tutkuları, köklü anlatılarla ve mitolojik değerlerle sürekli canlı kalmıştır. Bölgedeki efsaneler, gerçeklik ile hayal gücünün harmanlandığı zengin bir yapıya sahiptir. İnanışa göre Tanrılar ile dağlılar arasındaki ilişkiler üzerinden biçimlenen bu sistem; Nebiler ve Hanlar gibi toplumsal sınıfların doğmasına ve dağlık topraklarda feodal bir yapının kurulmasına zemin hazırlamıştır. Çatışmalara sahne olsa da bu mitolojik birikim, halkın birlik duygusunu pekiştirmiş ve bağımsızlık mücadelesindeki inançlarını güçlendirmiştir. Tarihsel süreçte sürekli saldırılara maruz kalan Çeçen halkı, uzun süre direnmiş ancak şartların ağırlaşmasıyla birlikte Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmıştır. Yaşanan bu büyük sürgün ve çekilen acılar uzun yıllar boyunca arka planda kalmış ve yeterince ele alınmamıştır. Cuma Bayazıt, “Osmanlı’ya Çeçen Göçü” çalışmasında bu zorlu tarihi süreci, göçün sebeplerini ve sonuçlarını derinlemesine inceleyerek Kafkas halklarının geçmişine ışık tutmaktadır. Cuma Bayazıt
Tarik Cemal KUTLU
Çeçen Direniş Tarihi, yalnızca bir direnişin tarihi değildir. Çeçen ulusunun umumî ve hatta millî tarihidir. Kitapta Çeçenler ?in Kafkasya topraklarındaki etkinlikleri, rolleri, kökeni, kavimsel şeceresi, yetiştirdiği liderleri, başka uluslarla olan ilişkileri, vatanlarına saldıran düşmanlara karşı yüz yıllarca gösterdikleri direnişi, zengin bir kaynakçaya müracaat edilmek sûretiyle işlenmiştir. Sayı itibariyle zaten az olan Çeçen ulusu, dört bir yandan gelen saldırgan kavimlerle boğuşmaktan, siyasal, sosyal ve kültürel bir tarih yazmaktan yoksun kalmıştır tarihi yazmak değil, ister istemez yaşamak zorunda bırakılmıştır. Çeçenler ?in yaşayarak yazdığı tarihi ise, Çeçen olmayanlar kaleme almıştır. Yeteri kadar olmasa da Çeçen tarihçileri ve bilim adamları kendi kavmî kültürlerini tespit mücâdelesinde asla geri durmamışlardır. Değerli araştırmacı Tarık Cemal Kutlu, bu çalışmasında, Türk halkına Çeçenleri tarihleriyle tanıtma amacını gütmüş, onların bilinebilen en eski zamanlarına kadar inmiştir. Okuyucu kitapta kendisi için müşkül gelecek pek çok yer adı, kişi adı vs. ile karşılaşacaktır. Hatta değişik bir alfabe görecektir. Modern Batı Türkçe`sine göre Çeçence?deki sesler çok fazladır. İmlâsı ve yazılış şekli aynı olmasına rağmen bir sesin uzatılması veya kısaltılması Çeçence?de kelimenin anlamını tamamen değiştirebilmektedir. Bundan dolayı yazar, kitaba bir de Çeçence-Rusça-Türkçe alfabe eklemiştir. Tarik Cemal KUTLU Anka
Erol YILDIR
Yitik Kule’nin ilk sayısının yayınlanmasının üzerinden 4 yıl geçti. Biraz gecikmeli de olsa (çünkü r 2. sayıyı 2013 yılı içinde bastırmayı planlamıştık) elinizdeki yıllığı yayınlamış bulunuyoruz. İlk sayıdan itibaren Yitik Kule yıllıklarında başlıca amaç; Daha ziyade Daymohk dışında oluşturulmuş veya korunmuş kültürel değerlerin yer aldığı içerikte bir yayın oluşturmaktı. Bu nedenle içerik bilinçli olarak birçok yayına göre biçimsel bazı farklılıklara da sahipti. Her şeyden önce bu yıllık(lar)da her kesimin ilgi alanına giren (bilimsel olmalarına karşılık) kolaylıkla anlaşılabilir anlatım tarzı, görseli bol, bazıları çok sıradan gibi görünen derlemeler-yorumlamalar Çeçen ana kitlesinden uzakta oluşturulduklarından dolayı “bakir bir önem taşıması nedeniyle” yıllıkta yer almıştır. Bu içerikler şüphesiz ki; diğer yıllıklarda da devam edecek. Yitik Kule Çeçen Kültür Yıllığı, mütevaziliği bir kenara bırakarak söylemek gerekirse büyük yokluklar içerisinde, Türkiye’de yaşayan Çeçenlerin çıkardığı en önemli kültürel yayınlardan birisidir. Ancak, ne yazık ki, okuyan, üreten ve kültürüne yeterince sahip çıkan bir toplum değiliz. Ki bu nedenle tüm orjinalliğine karşılık “yıllık” gereken ilgiyi ilk yılında görememiştir. İlgisizlik yanında dağıtım sorunları nedeniyle de yeterli sayıda insanımıza ulaşamamıştır. Yine, ilk sayıda yer alan ve Türkiye’deki bazı kardeşlerimizin henüz kabullenmedikleri fikirleri öne süren düşünce ve yorumların da ilk sayının kabulünü geciktirdiğini düşünüyoruz. Ama her şeye rağmen azim ve kararlılıkla, bu sahipsiz, mazlum ve masum topluma ait kültürel değerlerimizin yer aldığı YİTİK KULE / Çeçen Kültür Yıllıkları yayımına -inşallah- devam edecektir. Erol YILDIR KAFKAS ÇEÇEN KÜLTÜR DERNEĞİ
Vladimir Makanin
Çağdaş Rus edebiyatının en öne çıkan yazarlarından Vladimir Makanin, Asan adlı romanında Rusya’nın Çeçen sorununu ele alıyor. Basmakalıp yaklaşımlardan uzak, gerçekçi ve adil bir üslupla iki halk arasında yaşanan çatışmaların ele alındığı bu roman, Rus savaş romanlarında bir dönüm noktası. Underground’la tanıdığımız Makanin, Asan’la Lermontov’dan beri birçok kez Rus edebiyatının konusu olan Kafkas dağlarını ve mitolojisini bambaşka bir üslupla ele alıyor. Asan, Kafkas halklarının çok eski pagan tanrılarından biridir ve tarihsel kökenleri, jeopolitik çıkar çekişmelerinin içinde sürüklenen bir halkın umutlarına kadar uzanır. Şimdi sorun şudur: Asan insanları korumak üzere mi ortaya çıkar, yoksa kana susadığı için insanları kışkırtmak üzere mi ortaya çıkar? Olay 1990’ların Çeçenistan’ınında geçiyor. Romanın ana karakteri olan binbaşı Aleksandr Jilin bir yandan savaşırken, diğer yandan ticaret yapmaktadır. Benzin satar, dağ yollarının trafiğini düzene sokar, komisyon karşılığında esir alışverişi yapar. Bölgede tutunabilen sayılı komutanlardan biri olarak, savaşın çok yüzlü karakterini parlak bir şekilde sergilemektedir. Vladimir Makanin
Hami ÖZDİL
Bu kitap Hitit ve Çeçen dilinin Gramatik karşılaştırmasını yapar ve benzerlikleri ortaya koyar. Sözcük benzerlikleri her iki dil bakımından morfoloji benzerliğini destekler. Hitit dilinin çözülmesi Bedrich Horozny ile anılır. Horozni’nin “Ekmeği yiyeceksin, suyu içeceksin” çevirisiyle tarihe geçmesine vesile olan o meşhur “NİNDA-an ezza-teni watarra eku-teni” şeklinde transkript edilen cümlesi, Hititlere ve Hititçeye ilgi duyanların kulağında çınlayan bir cümle olarak kalır. Bu cümle aynı zamanda gramatik bir yorumu da beraberinde getirir. NINDA-ekmek sözcüğünden sonra gelen -an eki akuzatif olarak değerlendirilir. Bu yorumla Nominatif-Akuzatif dil tespiti, Hititçenin Hint-Avrupa dil ailesine dahil edilmesine yol vermiştir. Yüzyılı aşkın geçen zaman içinde bu kabulün perçinlenmesi için oldukça fazla çalışma yapılmış, üniversitelerde Hititoloji bölümleri açılmış tezler, kitaplar yazılmıştır. Ne var ki aynı cümlede yer alan “watar-ra- su” sözcüğü gibi Hitit kayıtlarında yığınla -n eki almayan akuzatif değerlendirilen sözcükler gülümsemeye devam etmişlerdir. İşte bu kitap Hitit literatürünün bazı çelişkileri ile birlikte akauzatiflik kosunu sorgular. Bunun aslında başından beri sorgulanması gereken bir konu olduğu muhakkaktır. Nötr sözcükler bazı Hint-Avrupa dillerinde vardır cümlesi kurulabilir ise de Hitit kayıtlarında yer alan -an ekli yapıların karmaşıklığı bunun izahı için yeterli olmadığı hususu bu kitapta Çeçen dilinin morfolojisiyle açıklanmaya çalışılacaktır. Gerçekten Hitit dilinde akuzatiflik var mıdır sorusunun cevabının etkileri olacaktır. Hami ÖZDİL
Kolektif
Nart efsaneleri Kafkasya halklarının en güzel tarihi yadigarlarından, kültürlerinin en anlamlılarından sayılmaktadır. Bunlara ait rivayetleri, masalları, türküleri, şarkıları vs. Asetinler, Kabardeyler, Çerkesler ve Abazalar bilimsel ölçülerle araştırıp derlemiş, yazmış ve yayımlamışlardır. Öz ve muhteva bakımından bütün Kuzey Kafkasyalılarda benzerlik arz eden bu efsaneler, her halkın özelliğine göre de farklılık gösterir. Bu kitaptaki efsaneler ve masallar, halkın anlattığı biçimde yazılmış ve yayımlanmıştır. Kolektif Anka yayınları