SEYAHAT TARTIŞMALARI VEYA KELİN İLACI OLSA
Son günlerde bir seyahat ve konuşmalar üzerinden yürüyen bir tartışmanın karşılıklı atışmaya, cephe tahkimine, tarafgirliğe yol veren bir çerçevede devam ettiği görülmüştür. Bu, bir cevap verme başlığı altında yazılı görüşlerle mukabele şeklinde başlayıp, zaman zaman üslup sertliği, zaman zaman hakaret ve hatta karşı görüşün diaspora tarafından dışlanması, tard edilmesi, baskılanmasının talep edilmesi gibi bir zihin yapısıyla hareket ederek demokratik düşünce ve hareketin dışında, tahammüllü, teenni ve sabırlı bir yaklaşımın terk edilmesiyle: cevap, cevaba cevap gibi başlıklarla bir silsile şeklinde devam etmiştir.
Mevcut durumda gördüğüm şudur;
Sorunun özünün dil olduğunu söyleyebiliriz.
Türkiye’de gerek şahıs olarak gerekse dernek olarak bu konuyu yani dil konusunu dert edinenler vardır. Bu iyi bir şey. Bu bağlamda İstanbul Kafkas Çeçen derneğinin dil kursunu birkaç yıl önce başlatmış olmasını takdir etmek gerekir. İsim zikretmekte beis olmadığı gibi teşvik edici olmasını göz önüne aldığımızda dernek başkanı Abdurrahman Özdil ve yönetim kurulunu tebrik ederken teşekkür etmeyi bir borç olarak görürüz.
Yani konuştuğumuz konular bugünün konusu değildir.
Bugün kendilerini diaspora olarak tabir edenler ise çoğunlukla dili birçok nedene dayalı olmak üzere öğrenememiş kişilerden oluştuğu görülmektedir. Bu kişilere neden dili bilmiyorsunuz sorusunu sormak meşru soru olmaz. Neden öğrenemediklerini incelemek ise yazımızın konusu değildir. Bugün kendi dillerini ve kültürlerini öğrenme arzusu bu kişilerde var ve takdir edilip teşvik edilmelidir. Ancak çoğunluğu oluşturan bu grup tek, yegane çarenin dil sorunu olan Çerkesler de dahil Çerkes, Çeçenistan yönetimleri etrafında veya himayesinde gelişecek bir hareketin kurtuluş reçetesi olduğu düşüncesine sahipmiş gibi görünüyor. Peşinen ret etmeksizin ya da ön yargılı yaklaşmadan bu düşünce ve siyasi yelpazenin etkisiyle oluşturulan algının gerçekçi mi sorusunun incelenmeye değer olduğunu düşünüyorum.
Amacımız herhangi bir tarafı hedef almak değil, sorunun tek yönlü olmadığını, birden fazla katmana sahip olduğunu belirterek, düşünce atmosferine istifadesi olan bir sunum bırakmaktır.
İkinci dünya harbinde sibirya sürgünüyle onlarca yıl öylece kalan Çeçensiz Çeçenistan Sovyet Rusya rejiminin “marifeti” olmuştu. Bu yazılı belgelere, dile, kültürel ve tarihsel sürekliliğe vurulan en büyük darbe idi. Dilin bir politika ile sürekli tarihsel bağlamdan tedricen koparılmaya çalışılması antik dönemin dünyasını bilen küresel gücün bir şubesi olan Sovyet rejiminin birincil vazifesi olmuştur. Bu cümleden kastımızdan ise bir makale çıkar. Ancak her şeye rağmen yaşları yüzün üzerinde olan bir neslin varlığı bu etkiyi azaltmaya yetmiştir. Bugün ise Çeçenistan’da okullarda eğitim öğretimin Çeçence olmamasının ne denli olumsuz sonuçları olduğu su götürmez bir gerçek olarak Çeçen toplumunun önünde durmaktadır. Sürgünler, siyasi nedenlerle göç ve ekonomik problemler ile göçün getirdiği yeni nesilde dil kaybı bütün çıplaklığı ile karşımızda durmaktadır. Bugün Avrupa’da çeşitli nedenlerle beşyüzbin civarında Çeçen yaşamaktadır. Ekonomik nedenlerle Rusya’nın muhtelif yerlerinde yaşamak zorunda kalanlar, Kazakistan’da sürgün sonrası geri dönmeden orada kalanların çocukları kaybolma tehlikesi altındadır. Bizi ve Suriye ve diğer ülkelerdekileri söylemeye bile gerek yok.
Aslında sorun sandığımızdan çok daha derinlerde.
Hepimizin bildiği gibi dil sorunu sadece bizim sorunumuz değil. Diğer kardeş halkların da sorunu. Diasporada oldukça yoğun bir nüfusa sahip Çerkeslerin bu konudaki sorununun daha fazla olduğunu düşünüyorum. Eğer bulundukları ülkeler gerekli desteği vermez ise bu neredeyse önü alınamaz bir hale dönüşerek kötü akıbete mahkum görünüyor. Çeçen toplumunda bir süredir konuşulan belli yaş grubundan sınırlı sayıdaki çocukların sınırlı günlerde Çeçenistan’da programa alınması düşüncesi Çerkes camiasında bir örnek olarak uygulanıyor bildiğim kadarı ile. Bunun ise merhem olmadığı görülmüş olmakla birlikte siyasi propaganda unsuru olmanın ötesine gitmez. Ancak bunun hiçbir şey olmadığını, hiçbir fayda sağlamadığını söylememek ile birlikte neşter olmadığını ve olamayacağını üzerine basarak söylemek isterim. Bir defa sorun tek yönlü değil. Yani sorun diasporadaki yeni nesil bakımından olduğu kadar Kafkasya’da Çeçen veya Çerkesler için de geçerlidir. Bugün Çeçenistan’da altmış yetmiş yaşındakiler konuşmalarını belli oranda Rusça sözcüklerle yapıyor ve anlaşıyorsa bu yeni kuşakta yüzde yetmişe vardığı gibi bir bölümünde Çeçen ya da Çerkes dilini bilmemeye evrilmiştir.
Vurgulamak adına tekrar edecek olduğumuzda sorun daha derinlerdedir. Çünkü idaresi altında olunan devletlerin yaklaşımı ile konu doğrudan alakalı. Eğer Rusya devleti dil konusunu tam yetki ile Çeçenistan ya da Çerkes yöneticilerine bırakırsa hiç şüphe yok ki sorunun çözümü zor olmayacaktır.
İşte düğüm noktası burasıdır.
Aksi takdirde Çeçen, Çerkes yönetimleri bakımından bizim konumumuz ve dolayısıyla konuştuğumuz şeyin özü şu olur; kelin ilacı olsa başına sürerdi ve bu noktaya gelmezdi.
Bu bağlamda şunu söylemek isterim: sayfamız birçok kesim tarafından takip ediliyor.
Umarım sorumlu olanlar söylemek istediklerimizi dikkate alırlar.
Bu ise insanlık adına, tarih ve kültür adına bir zorunluluktur diye düşünüyorum.
28, 06, 2026
Hami ÖZDİL
Not: Tüm yazdıklarım gibi bu yazı da toplum adınadır.










