Kickbox Dünya Şampiyonumuz Şeymanur Canbolat


15 Eylül 2010
26 Temmuz 2026
ÇEÇEN DİASPORASININ SINAVI YÖNTEM Mİ SONUÇ MU?
19 Ağustos 2026
9 Haziran 2026
8 YAŞINDAKİ HIZIR KAFKASYA’YI BİRLEŞTİRDİ
28 Haziran 2026
9 Ocak 2026
Atila DOĞAN
Kafkasya’nın kuzeydoğusunda Sunja ve Argun ırmakları çevresinde yaşayan Çeçenler, Kafkasya’nın yerli halklarındandır. Rus-Kafkas Savaşı sonrasında 1860’lı yıllardan itibaren Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalan Çeçenler, Anadolu’nun değişik bölgelerinde dağınık olarak yaşamaktadırlar. Yüzyıllarca savaşmak zorunda kalan Çeçenler, bu özelliklerinin yanında köklü bir kültürün de taşıyıcılarıdır. Çeçen kültürünün kendine has öğelerini içinde barındıran elinizdeki bu kitap Çeçen insanının özelliklerini, duygu dünyasını, hayata karşı duruşunu yaşanmışlıklarla anlatan Çeçen halkının diasporadaki edebiyat yazımına ilişkin özgün çalışmalardan bir tanesidir. Atilla DOĞAN Kafdav Yayıncılık
Ali BOLAT
Bu çalışma Çeçenistan ve Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına göç eden Çeçenlerin göç hareketlerine dair Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan arşiv uzmanlarının tasnif ederek listelediği belgelerin çevirisidir. Burada çoğunlukla Çeçenlere ait belgeler yer almakla beraber Çeçenlerle birlikte kader birliği olan diğer Kafkas halklarının göç ve iskânlarını da içermektedir. Çeçenlerin en büyük sayıdaki göçü 1865 yaz aylarında 5 bin hane (23 bin nüfus) olarak gerçekleşmiştir. Ancak arşiv belgelerinden de anlaşılacağı üzere bu tarihten önce ve sonra da göçler olmuştur. 1865’te gerçekleşen toplu göçte Çeçenler, Osmanlı topraklarının pek çok değişik yerlerine iskân olunmuş ve daha sonra pek çok yer değiştirmeler görülmüştür. Kafkasyalıların göçü esnasında çok büyük kayıplar olmuş ve çok meşakkatler çekilmiştir. Osmanlı topraklarına geldikten sonra da çeşitli zorluklar ve yerleştikleri yerlerde tutunabilme mücadelesi vermişlerdir. Bu esnada yerli halkla da pek çok sorun yaşanmıştır. Bununla birlikte Osmanlı Devleti’nin ve halklarının, gelen göçmenlere ellerinden geldiğince yardım ve destekleri de bu belgeler ışığında açıkça görülmektedir. Ancak pek çok yerde bu yardımlar yeterli olamadığı için aç kalan göçmenlerin yaşamını sürdürme güdüsüyle, etrafa saldırıları ve talanları da bir gerçektir. Osmanlının son dönemlerinde yaşanan bu hengâmeden diğer bütün halklar gibi Kafkasyalılar da paylarına düşeni almışlardır. 1865 göçünde gelenlerin önemli bir kısmı doğu bölgelerinde kalarak yerleştikleri yerlerde asimile olmuş ve bölge halkı arasında kaybolmuştur. Günümüze kadar etnisitesini, anadilini, gelenek ve göreneklerini koruyabilenler ancak bir köy halinde yerleşerek birlikte yaşayanlardır. Buna Kahramanmaraş, Sivas, Ürdün ve Suriye’ye yerleşenler örnek gösterilebilir. Ali BOLAT IQ Kültür Sanat Yayıncılık
Osman Pamukoğlu
Şamil, beyaz örtülü Kafkas Dağları’nda yaşadığı dönemde, dünyadaki beş büyük imparatorluktan birine sahip olan Ruslara karşı müthiş bir bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi veren halk kahramanı ve lideridir… Rus Savaş Bakanı Çernişev, Şamil’in az bir kuvvetle Dağıstan’daki Rus birliklerinin çoğunu imha ettiğini imparatora anlattığında; Çar I. Nikola’nın dudaklarından istemeden şu sözler döküldü: “Hiçbir zaman mücadele etmememiz gereken bir adama karşı savaşa girdik!..” Osman Pamukoğlu İnkılap Kitabevi
Arslan Tekin
Arslan Tekin bu kitabında, farklı zamanlarda yaptığı Yemen, Çeçenistan, Kudüs, İran, Bask Bölgesi ve Saraybosna ziyaretlerini anlatıyor. Kimi zaman silahların gölgesinde, kimi zaman bir bayram kutlamasında buluştuğu bu farklı kültürlerin insanları hakkında başka hiçbir yerde bulamayacağınız ilk ağızdan bilgiler veriyor. Çeçen Gülü, bir gezi kitabı olmanın da ötesinde, Arslan Tekin’in gazeteci kimliğinin etkisiyle o dönemde yaşananlarla ilgili çok önemli tespitler de sunuyor. Arslan Tekin
Cafer BARLAS
Uzun yıllardan beri Kafkasya’da artan Rus gücünü küp atmak için işgale uğramış bir ülkede Müslümanca yaşanamayacağı prensibinden hareketle organize bir güç halinde ayağa kalkan İmam Mansur’un başlattığı Gazavat 1783’ten 1859’a kadar devam etmiştir. Kafkaslılar bu ölüm kalım savaşında “din vatan özgürlük”ü asla birbirinden ayrı düşünmemişlerdir. Kafkasya bu üç değerin birlikteliği ile ancak onurluca ve insanca yaşanacağına inanmışların yurdudur. İmam Mansur, İmam Gazi Muhammed ve İmam Hamzat’ın imametlerinden sonra Gazavat İmam Şamil Döneminde tam çeyrek asır sürmüş ve İmam Şamil dönemi önceki dönemlerin aksaklıklarını gidererek verdiği mücadelede bir örneklik teşkil etmiştir. Orjinal Avarca yayınları da içeren zengin kaynakçaya dayanan bu eser Kafkasya coğrafyasını mitolojik özelliklerini, tarihlerini, özelliklede İslami direniş ve kıyamı başlatan İmamların sırasıyla hayat hikayeleri ile onların mücadele ve savaşlarından kesitleri okurların dikkatlerine sunuyor. Cafer BARLAS İnsan Yayınları
Muhammed Tahir el-Karaki
Elinizdeki bu eserin müellifi Muhammed Tâhir el-Karahî İmam Şâmil’in yakın arkadaşı ve onun muradı üzerine gazavatı kaleme alan kişi olarak bilinir. Bazı araştırma eserlerinde ise Karahî’nin eseri, Şâmil’in resmî kroniği olarak kabul edilir. Arapça olarak kaleme alınan bu eseri, Şâmil’in Mekke’de ikâmet eden oğlu, şair Mehmed Âkif’e vermiş; o da tetkik etmesi için İstanbul’da Tâhirü’l-Mevlevî’ye teslim etmiştir. Onun marifetiyle Türkçe’ye tercüme edilen eser, hicrî 1333 (miladî 1915) tarihinde Osmanlıca olarak basılmıştır. Daha sonra gerek Rusya’da, gerekse Kafkaslar üzerine çalışma yapan batılı araştırmacılar nezdinde itibar gören bu eserin, sadeleştirme olarak Türkiye’de de birkaç baskısı yapılmıştır. Kafkaslar’daki Rus kolonizasyonuna karşı Şeyh Mansûr’un 1785’te başlattığı ve genel olarak müridizm (gazavat) olarak adlandırılan direniş hareketinin, sonraki tarihlerdeki üç imamı Gâzi Muhammed, Hamza ve Şâmil dönemlerinin hadiselerini, müslümanların bakış açısından tafsilatlı olarak anlatan bu eser, alanında yegâne kaynaktır. Muhammed Tahir el-Karaki Büyüyenay Yayınları
Osman Akınhay
Yirminci yüzyıla “barbar” diyen çok oldu ve bu doğru bir saptamaydı, fakat yeni girdiğimiz yirmi birinci yüzyılın “barbarlık”ta geçen yüzyılı kesinlikle gölgede bırakacağı daha şimdiden belli oldu. Ve dünyayı savaşın eşiğinde yönetmeyi başlıca politik yol belleyenlerin bu noktada seçtikleri birkaç model ülke varsa, bunların biri Irak, diğeri Afganistan, bir diğeri de Çeçenistan’dı. Çeçen direnişi İslami fundametalizmin bir kalesi midir, bir zamanlar sosyalist SSCB’nin parçası olan Çeçenistan’daki savaş bir ulusal kurtuluş hareketini mi temsil etmektedir, yoksa Çeçenlerin bütün dertleri sadece Şeyh Şamil’den beri adet edindikleri üzere Rusya’ya kafa tutmak mıdır? Çeçenlerin ilk cumhurbaşkanı Cohar Dudayev, ikinci cumhurbaşkanı Aslan Mashadov, eylemleriyle dikkatleri üstüne toplayan, Che hayranı gerilla komutanı Şamil Basayev ve onun yanındaki Ürdün’den ithal komutan Ebu Hattab, Yeltsin’in parlamentosunda başkan olan Ruslan Hasbulatov… Kimisi eski Kızıl Ordu generali, kimisi SSCB hükümetinde bakan olan, bunlarla birlikte binlerce evladıyla kardeşini kirli bir savaşa kurban veren yüz binlerce sıradan insan, sekiz yılı aşkın bir süredir ülkelerini harabeye çeviren bu savaşta neyin peşindedirler? Özcan Özen ile Osman Akınhay’ın hazırladıkları Çeçenistan: Yok Sayılan Ülke adlı bu kapsamlı derlemede, bütün bu aktörleri, sağ ve sol ideolojilerin onlara atfettikleri kutsal etiketlerle değil, yalın gerçeklikleri ve kendi trajedisi içinde izleyecek, Çeçenistan’ın bütün dünya tarafından yok sayılmasının nasıl bir kapitalist paylaşım senaryosuna karşılık geldiğini göreceksiniz. Osman Akınhay Everest Yayınları
Erol YILDIR
Son yirmi yıllık süreç içerisinde Çeçen Toplumu olarak yaşadığımız kırılmalar, gelecekle ilgili kaygılar, savaş ortamının yarattığı moral bozukluğu ile geçen ve bir anlamda kendi kabuğumuza çekildiğimiz acılı günlerin ardından mevcut durumumuzu gözlemleme fırsatına son yıllarda tekrar kavuştuk. Görünen o ki, kültürel ve toplumsal değerlerimiz gün geçtikçe artan bir hızla yok oluyor. Bu gözlemle kültürlerin adeta çocuk gibi bakım ve özel bir ilgi istediğini tekrar kavrıyoruz. Yok olan değerlerin bir daha kazanılamayacağının farkındalığı, bir şeyler yapamamanın sancısıyla hepimiz derinden etkileniyoruz. Biliyoruz ki, eğer kültürümüzü rastlantısal etkenlerin rüzgarına bırakmadan özgün haliyle olabildiğince koruma isteğine sahip isek, öncelikle ve sadece bizim üzerimize çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Günümüzde, doğduğumuz ve büyüdüğümüz köylerden uzaklarda büyük şehirlerde aynı toplumun fertleri olarak birbirimizden kopuk bir şekilde yaşıyoruz. İnsani bir ihtiyaç olarak birbirimizi tanımamız ve kaynaşmamız gerekiyor. Geleceğimiz olan gençlerimizin tanışıp kaynaşmasına vesile olacak güzel organizasyonlar yapmak, ihtiyaç sahiplerini tespit ederek onların sorunlarına çareler aramak, kişisel birikimlerimizi paylaşmamız toplumsal yok oluşa karşı çok önemli zorunluluklar. Derneklerimiz, bir araya toplanabileceğimiz ve bu gereklilikleri sağlıklı bir şekilde sağlayacak yegane yerler olarak ön plana çıkıyor. İşte, kuruluş amaçları doğrultusunda, farklı ve dağınık bir şekilde yaşayan insanlarımızı bir araya toplayan demeğimizin en önemli görevlerinden birisi olarak; Geldiğimiz yörelerde yaşattığımız bizi biz yapan değerlerimizi çocuklarımıza aktarabilmek, hızla kaybettiğimiz dilimizi, kimliksizleşmeye karşı bir direnç oluşturacak akrabalık bilgilerimizi, babalarımızdan aldığımız binlerce yıllık emanet olan özgün kültürümüzü bizden sonraki nesillere aktarma gayreti hiç bugünkü kadar anlam kazanmamıştı. Olağanüstü öneme sahip bu tür çalışmaların sürekli hale gelmesiyle, evlerimizde bulunan ve hatırasına hürmeten koruduğumuz kültürel materyallerimizin tanıtılmasının, geçmişimize ve kimliğimize ait ne varsa ortaya çıkarılarak kayda alınmasının da kültürel yok oluşu yavaşlatacak/ engelleyecek yegane çarelerden birisi olduğunu düşünüyoruz. Erol YILDIR KAFKAS ÇEÇEN KÜLTÜR DERNEĞİ
Çetin AĞAŞE
Gizli servislerin cirit attığı Avrasya coğrafyasında neler oluyor? Avrasya; kaderine terkedilmiş bu komşu ülkeler coğrafyası artık bir “Avrusya” mıdır? Ağaşe’nin Susurluk olayından bizi alıp götürdüğü yeni bilinmeyenler bunlar! Cehar Dudayev’in öldürülüşü, Ebulfeyz Elçibey’in düşüşü.. bir gazetecinin kaleminden kardeş coğrafyasının trajik öyküsü… ABD ve Rusya’nın Kafkaslar’da birlikte var olma mücadelesi, Azerbaycan petrolleri, Rusya’nın Avrasya üzerindeki aslan payı bu panoramik açıda bir araya geliyor… Ağaşe, ayrıca tarihe şahitlik edecek bir röportajla, yakın dönemin en garip devrik lideri Elçibey ile söyleşisine yer veriyor çalışmasında. Çetin AĞAŞE İyidost Yayınları
Abuzar AYDAMİROV
Abuzar Aydamirov’un Rus ve Osmanlı arşivlerinden yararlanarak yazdığı ve Ali Bolat’ın Türkçeye çevirdiği Uzun Geceler romanı, sürgünü anlatıyor. İmam Mansur’dan başlayarak Kafkasya’nın ve özellikle Çeçenistan’ın genel ve siyasal durumları oldukça geniş bir perspektif içinde incelenerek Çeçenistan’dan Osmanlı topraklarına göçü bir roman formatı içinde son derece akıcı bir dille anlatıyor. “Tarih tekerrürden ibarettir, derler. Ders alınsaydı hiç tekerrür eder miydi!” özdeyişindeki gibi tarihin bir kez daha nasıl tekerrür ettiğini ibretle okuyacaksınız. Abuzar AYDAMİROV Yalın Yayıncılık
Abuzar AYDAMİROV
Aydamirov bu romanında yüz yirmi yıl evvelki Çeçen halkının sosyal siyasal inançsal ekonomik ve ruh halinin ayrıntılı incelemesini bir dantel gibi işleyerek göz önüne sermektedir. Ayrıca yazar Çeçen dilini büyük bir ustalıkla ve doyumsuz bir anlatımla kullanmıştır. Kafkasya’daki yüze yakın mahalli dillerden biri olan ve ayrıca geri bıraktırılmış bu dilde bir edebiyat şaheseri yaratmıştır. *** Rus imparatorluğunun vücudunda hiç kapanmayan acısı hiç dinmeyen sürekli kan sızdıran kangren olmuş bir yara gibi idi Çeçenistan. Çeçenlere özgürlüğünü verip kangrenli bu organı kesip atmadıkça bu yaranın kapanması ihtimali de yok gibiydi. Rusya bunu yapamıyordu. Birincisi petrol ihtiyacının yarısı buradan çıkıyordu ikincisi ise Çeçenlere özgürlük verilirse Rus boyunduruğundaki irili ufaklı diğer halklar da ayrılmak isteyeceklerdi. *** Rusya’da önce devrim sonra iç savaş esnasında Çeçenler birkaç gruba ayrıldı. Bazıları Viedan’a yerleşen Dağıstanlıların imamı Uzum Hacı Nacmuddin Türklerin buraya gönderdiği Şamil’in torunu Saad Bek’in peşinde toplandı. Bazıları Bolşevik Ordjonikidze’nin Kirov’un Eldarhğanov Taştemir’in Şeripov Aslanbek’in yanında yer aldı. Bir başka grup Çermoev Tapa’nın başında bulunduğu Dağlı yönetimi tarafını tuttu. Dördüncü grup ise Menşevik Denikin Aliev Çulikov’dan yana oldular. Beşinciler ise bunların hiç birine dahil olmadan kendi gruplarını kurup soygunlar yapmaya başladılar. Onlar için beyazlar kızıllar pembeler fark etmiyordu. Abuzar Aydamirov Yalın Yayıncılık