DİLEMMA: İKİ YOL

Bismillâh. Elhamdülillâh. Salâtüselâm Resûlullah.

Bugünkü Çeçen siyasi tartışmalarında iki mühim mefkûre öne çıkmaktadır:

Hacı Ahmet Kadirov’un yolu  ve Bağımsız Çeçen İçkerya yolu

Birisi müstakil devlet mefkûresini ve İçkerya’nın siyasi meşruiyetini; öbürü kıtalin nihayete erdirilmesini, milletin muhafazasını ve Rusya Federasyonu içerisinde Çeçenistan’ın tecdid-i imarını esas almaktadır.

Bu yazı, olanı yeniden okuma çabası ve yaşayan sosyal grupların kısa tarihçelerini ve bugünkü iddialarını hatırlamak ve meseleye dair temel malumatı geliştirmek gayesine matuftur.

Bağımsız Çeçen İçkerya Yolu

Bu siyasi hareketin başlangıcı Cevher Dudayev dönemine uzanır. Dudayev’in 1996’daki şehadetinden sonra Zelimhan Yandarbiyev geçici cumhurbaşkanı olmuş, 1997 seçimlerinde ise Aslan Mashadov cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Bu dönemde bağımsız devletin kurumlarını oluşturma gayretleri, savaş sonrası iç karışıklıklar ve silahlı gruplar arasındaki ihtilaflar sebebiyle çetin meşakkatlerle karşılaşmıştır. Bu hadiselerin daha tafsilatlı bir değerlendirmesi muhterem büyüğüm Erol Yıldır’ın yazı dizisinde bulunmaktadır. (1)

Mashadov’un 2005’teki şehadetinden sonra Abdülhalim Sadulayev ve ardından Doku Umarov dönemi gelmiştir. Umarov’un 2007’de Kafkas Emirliği’ni (İmarat Kavkaz) ilan etmesi, ulusal devletleri reddetmesi Çeçen millî bağımsızlık hareketi içerisinde azîm bir inşikaka sebebiyet vermiştir. Geleneksel Çeçen dinî ve millî anlayışından uzaklaşan, dışarıdan gelen ve radikal ideolojik etkiler de taşıyan bu teşebbüs, zaman içerisinde parçalanarak müstakil ve müessir bir siyasi hareket olma vasfını kaybetmiştir.

Bu kararı kabul etmeyen çevrelerde Ahmed Zakaev öne çıkmıştır. Mashadov döneminde dışişleri bakanlığı ve başbakan yardımcılığı yapmış olan Zakaev, uzun yıllardır İngiltere’de ikamet etmekte ve sürgündeki İçkerya hükümetinin başı sıfatıyla faaliyetlerini sürdürmektedir.

Bu hareketin temel siyasi talebi, Çeçenistan’ın Rusya’dan ayrılarak bağımsız bir devlet olması ve İçkerya’nın devlet varlığının yeniden tesis edilmesidir.

Bu talebin tarihî, millî ve manevi dayanakları anlaşılabilir mahiyettedir. Çeçenlerin hür yaşama inşiyakı ve dış hâkimiyete karşı mukavemeti, millî hafızalarının mühim bir parçasıdır. Bağımsızlık uğruna verilen mücadele ve yapılan fedakârlıklar da şüphesiz bu hafızada mümtaz bir mevkie haizdir.

Bununla birlikte modern İçkerya düşüncesinin Çeçen tarihî geleneğiyle ilişkisini doğru kurmak gerekir. Bu anlayışın gelenekle en kuvvetli bağı, dış hâkimiyete karşı duruş ve bağımsız yaşama arzusudur. Ancak modern, seküler ulus-devlet tasavvuru, Çeçenlerin geleneksel toplumsal örgütlenmesinden ve asırlardır yaşattıkları sosyal ve dinî yapılardan farklıdır. Tarih boyunca istiklâllerine düşkün olan Çeçenler, zaman zaman daha geniş siyasi ve askerî teşkilatlar oluşturmuş olsalar da çoğunlukla yerel toplulukları (tukhum, tayp), örfleri ve dinî müesseseleri etrafında varlıklarını sürdürmüşlerdir. İçkerya projesini, tarihî geleneğin doğrudan devamı olmaktan ziyade, bağımsızlık iradesinin modern bir yorumu olarak görmek mümkündür.

Bütün bunlar bağımsızlık talebini değersiz kılmaz. Ancak bir davanın haklılığı, onun her devirde gerçekleştirilebilir olduğunu da göstermez. Bugünkü jeopolitik şartlar, Rusya’nın bölgedeki hâkimiyeti ve uluslararası dengeler dikkate alındığında, yakın gelecekte bağımsız bir Çeçen devletinin kurulması gerçekçi görünmemektedir. Geçmişin fedakârlıklarına hürmet etmekle bugünün vakıalarını kabul etmek birbirine aykırı değildir.

Fakir, bağımsızlık iddiasını sürdüren çevrelerin bu iddianın ötesinde, Çeçen milletinin hayatını geliştirecek, mevcut şartlarda uygulanabilir ve somut neticeler üretebilecek bir siyasi program ortaya koyabildiklerini görememektedir.

Hacı Ahmet Kadirov’un Yolu

Hacı Ahmet Kadirov da başlangıçta Çeçen bağımsızlık mücadelesinin içerisindeydi ve Çeçenistan müftülüğü görevinde bulundu. Ancak 1990’ların sonunda, Çeçenlerin geleneksel dinî anlayışına ve Sufi geleneğine aykırı gördüğü Selefi-Vahhabi etkisindeki silahlı çevrelere ve onların icraatlarına muhalefet ederek Moskova ile uzlaşma yolunu tercih etti. Çok değerli ağabeyim Cuma Bayazıt’ın konuya ilişkin değerlendirmesi bu tarihî sürecin anlaşılması bakımından şayan-ı dikkattir. (2)

Hacı Ahmet Kadirov 2000 yılında Çeçenistan yönetiminin başına getirildi, 2003’te cumhurbaşkanı seçildi ve 9 Mayıs 2004’te Grozni’de düzenlenen suikastta hayatını kaybetti.

Onun başlattığı siyasi yol, 2007’de Çeçenistan’ın başına geçen oğlu Ramzan Kadirov tarafından devam ettirildi.

Bu siyasi tercihin arkasında üç temel saik müşahede etmek mümkündür:

  • Çeçenistan’da savaşın bitmesi ve tekrar olmaması,
  • Yıkılmış memleketin yeniden imarı, sosyal ve ekonomik terakki, teali
  • Milletin varlığının ve geleneksel dinî hayatın muhafazası.

Hacı Ahmet Kadirov’un Rusya ile uzlaşmasını yalnızca önceki siyasi idealinden sarf-ı nazar etmek şeklinde değerlendirmek nakıs kalacaktır. Onun harbin millete getirdiği ağır tahribat ve devam etmesi hâlinde getirebileceği daha büyük kayıpları karşısında başka bir yol araması, tarihî şartların gerektirdiği bir sorumluluk olarak da görülebilir. Bu da cesaret ister.

Ramzan Kadirov döneminde bu anlayışın imar, dinî hayat ve kültürel faaliyetler bakımından görünür neticeleri olmuştur. Grozni başta olmak üzere savaşın yıktığı şehirler yeniden kurulmuş; konutlar, yollar, camiler, eğitim kurumları ve sosyal yaşam alanları yenilenmiştir. Ekonomik hayattan tarıma, eğitimden Çeçen dilinin, geleneklerin, folklorun, müziğin, resmin ve el sanatlarının ihyasına, tarihî Çeçen mimarisinin korunmasına ve yeniden canlandırılmasına kadar birçok alanda yürütülen çalışmalar göze çarpmaktadır. Harap olmuş bir memlekette bunlar çok değerlidir. Fakir de bunu çok değerli bulmaktadır.

Bu yol, bugünkü şartlarda fiilen işleyen kurumlara ve toplumsal bir düzene ulaşmıştır.

Elbette mevcut siyasi ve idari yapıya yönelik eleştirilerin bir kısmı, toplum üzerinde ciddi ağırlığı ve etkisi olabilecek hususlara ilişkindir. Bunları önemsiz görmek veya peşinen göz ardı etmek doğru olmaz. Ancak bu eleştirilerin mahiyeti, dayanakları ve sonuçları ayrı bir değerlendirme konusudur; bu yazının amacı bunları tartışmak değil, söz konusu siyasi yolun toplumsal hayatta ortaya çıkardığı neticeleri ve diaspora açısından taşıdığı anlamı ele almaktır. Bu hususu daha önceki yazılarımda değerlendirmiştim. (4) Elbette Moskova’ya bağımlılığı ve siyasetin güçlü biçimde merkezileşmiş olması, tefekkür ve teemmül edilmesi iktiza eden hususlardır. Kezalik, meseleye milletin maslahatı açısından bakıldığında, neticeyi kıymetli bulmaktayım.

Diaspora açısından

Türkiye’deki tarihî Çeçen diasporasının geçmişi, bugün karşı karşıya bulunan iki siyasi yaklaşımın ortaya çıkışından çok daha eskidir. Bu sebeple diasporanın vazifesi, anavatandaki ihtilafları kendi içerisinde büyütmek değil, mümkün olduğunca azaltmak ve müşterek millî mensubiyeti muhafaza etmektir.

Geçmişin ve bugünün ihtilaflarını sürekli gündemde tutan ve siyasi karşıtlığı devam ettirmeyi esas alan bir anlayıştan ziyade; sosyal hayatı güçlendiren, ekonomik refahı yükselten, dinî ve millî kimliği tahkim ederek gelecek nesillere taşınmasını ve devamlılığını temin eden, farklı toplumsal kesimlerle münasebet kuran bir yaklaşım daha faydalı görünmektedir. Hâlihazırdaki toplumsal düzenin kazanımlarını koruyarak geliştirmeyi hedefleyen siyasi anlayış, bugünün şartları içerisinde daha gerçekçi ve sürdürülebilir bir yol olarak değerlendirilebilir.

Daha önce kaleme aldığım değişik yazılarımda da üzerinde durduğum üzere (3, 4, 5), mevcut şartlar içerisinde münasebetleri kesmek yerine iyilikleri artırmak, karşılıklı bilgi, tecrübe ve imkânlardan istifade etmek, anavatan ile diaspora arasında sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmeye zemin hazırlamak daha faydalı bir yoldur. Nakısaları görüp hayırlı işleri de takdir edebilmek, ihtilafları derinleştirmeden müşterekleri çoğaltabilmek gerekir.

Öte yandan Çeçenistan’da mevcut olan siyasi ve idari yapıları yok saymayı, bunları istihza ile “kukla devlet” gibi ifadelerle küçümsemeyi de doğru bulmadığımı daha önce zikretmiştim. (5) Bir yönetimin yanlışlarını tenkit etmek başka, fiilen var olan kurumlarını ve bu kurumlar etrafında gelişen toplumsal hayatı yıpratmak başkadır. Böyle bir yaklaşım Çeçen milletinin geleceğine fayda sağlamayacaktır.

Burada ifade edilen değerlendirmeler, farklı siyasi tercihlere sahip olanların kanaatlerini değersizleştirmek veya herkesin aynı sonuca ulaşması gerektiğini ileri sürmek maksadını taşımamaktadır. Fakirin kanaati, bugünkü şartlarda mevcut toplumsal düzenin kazanımlarını koruyup geliştirmenin daha gerçekçi ve faydalı bir istikamet olduğu yönündedir. Bu kanaati paylaşmayanlarla da müşterek millî mensubiyetimizi, karşılıklı saygıyı ve faydalı münasebetleri muhafaza edebilmenin mümkün ve gerekli olduğunu düşünüyorum.

Kusurlar bizden, tevfik Allah’tandır.

Vesselâm.

 

Yahyahan GÜNEY

Başakşehir

14.10.2026

Dipnotlar

  1. Erol Yıldır, Çeçenya 2010 – 3: Son 20 Yıllık Sürecin Kısa Kronolojisi ve Geçmişe Eleştirel Bir Bakış, 23 Aralık 2010, Kafkas Çeçen Kültür Derneği.
    https://kafkascecen.org.tr/cecenya-2010-3/
  2. Cuma Bayazıt, Çeçenistan Seyahatine Dair, 9 Haziran 2026, Kafkas Çeçen Kültür Derneği.
    https://kafkascecen.org.tr/cecenistan-seyahatine-dair/
  3. Yahyahan Güney, teavün ve tekamül, 8 Haziran 2026, Kafkas Çeçen Kültür Derneği.
    https://kafkascecen.org.tr/teavun-ve-tekamul/
  4. Yahyahan Güney, Muhali taleb, Meylü’t-tahrib, 17 Haziran 2026, Kafkas Çeçen Kültür Derneği.
    https://kafkascecen.org.tr/muhali-taleb-meylut-tahrib/
  5. Yahyahan Güney, Vakıayı İnkâr Fikri İhya Etmez, 2 Ağustos 2026, Kafkas Çeçen Kültür Derneği.
    https://kafkascecen.org.tr/vakiayi-inkar-fikri-ihya-etmez/

 

 

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir