KÖKLERİMİZİ ARARKEN

 

Genel olarak dedelerimizin 1865 yılında Kafkasya’dan, Dehista (Dağıstan) Daymohk’tan geldiklerini biliyoruz. Abuzer Aydemirov’un, Ali Bolat ağabeyimiz tarafından Uzun Geceler ismiyle Türkçeye de kazandırılan Yeha Büysünüş kitabında bu hususta belgelere dayalı bilgiler var. Bu kitap, Çeçenlerin Osmanlı’ya göçünü, göç öncesinde ve Osmanlı’ya geldikleri ilk dönemlerde yaşadıkları büyük sıkıntıları ve yaşanmışlıkları, tarihî roman tadında, belgelerle çok güzel anlatıyor. Ancak Türkiye’ye geldikten sonra bugün yaşadıkları köylere ve bölgelere nasıl dağıldıklarını, nasıl yerleştiklerini sağlıklı bir şekilde anlatan kaynaklar maalesef yeterince yok.

Birçoğumuz Daymohk’ta geldikleri köylerin isimlerini bilmiyoruz. Ne yazık ki büyüklerimizden bu konularda bildiklerini öğrenip kayıt altına da alamadık. Her geçen gün bu şansımız azalıyor. Sadece tayp (kabile) isimlerini biliyoruz. Yine de bazı büyüklerimizde kıymetli bilgiler bulunabiliyor. Bunları mutlaka kayıt altına almak gerekiyor.

Ürdün’deki hemşerilerimiz 1904-1905 yıllarında göç etmişler. Bu nedenle Daymohk’taki akrabalarıyla ilişkilerini daha canlı sürdürebiliyor, irtibatlarını daha güçlü tutabiliyorlar. O yönden bizden daha şanslılar diyebiliriz. Bizim dedelerimiz 1865’te geldiği için aradan geçen 160 yıl, akrabalık bağlarımızı bulmamızı zorlaştırabiliyor. Zaman zaman Daymohk’tan hemşerilerimiz, bazı isimler veya tayplar üzerinden buradaki yakınlarını arıyor, temas kurmak istiyorlar.

Bizim de baba tarafından taypımız Baloy. Büyüklerimizden duyduklarımıza göre Daymohk’tan üç kardeş (Hacı Ğanık, Abdurrezak ve Zerki) gelmiş ve Çardak’a yerleşmişler. Daha sonra çıkan Soyadı Kanunu ile kardeşlerden Abdurrezak’ın çocukları (Kahirler) Yaşar, Zerki’nin çocukları da Özdil soyadını almışlar. Anne tarafımızın taypı ise Enginoy. Annemin dedeleri Tolstoy (Enginoy) Yurt’tan gelmişler.

1989 yılında Adi Beşir isminde, Amerika’da yaşayan bir hemşerimiz Çardak’a geldi. Bana, “Siz Bavloy’sunuz, Baloy diye bir tayp yok.” dedi. Bizim büyüklere, İzzettin amcaya, Reşit amcaya ve Remzi amcaya sorduğumda ise Baloy olduğumuzu söylediler. Bizim kültürümüzde yedi dedenin ismini bilmek önemlidir. Büyüklerimizden onların isimlerini de öğrenmiştim.

1990-1991 yıllarında nasip oldu, Dünya Çeçen Kongresi vesilesiyle Daymohk’a gittik. Grozni’de Kafkas Otel’de kalıyorduk. Sabahleyin otelden çıkıyor, akşama kadar programlara katılıyorduk. O günlerde Çeçen radyosunda benimle bir röportaj yaptılar. Orada taypımızı da sordular. Ben de Adi Beşir’in iyi bildiğini düşünerek Bavloy olduğumu söyledim.

O akşam otele döndüğümüzde, “Bir teyze saatlerdir seni bekliyor.” dediler. Teyze, radyoda Bavloy olduğumu ve Türkiye’den geldiğimi duymuş, Sirnovosk’tan kalkıp otele gelmiş. Saatlerdir beni bekliyormuş. Bizi Sirnovosk’taki evlerine ısrarla davet etti. Ne söylediysek de kabul etmedi. Ertesi gün arkadaşım Turan ile birlikte oraya gittik.

Bizi çok güzel bir şekilde ağırladılar. Bavloy ailesinin büyükleri ve gençleriyle çok duygu dolu bir toplantımız oldu. Orada, kendi ailelerinden Türkiye’ye, Osmanlı’ya giden büyüklerinin isimlerini ve hikâyelerini anlattılar. Ancak onların anlattıkları, bizim dedelerimizin isimleri ve hikâyeleriyle örtüşmedi. Yine de Bavloylarla kardeş olduk, kucaklaştık, helalleştik. Böylece o ziyaretimizde bizim sülalemiz olan Baloyların, Bavloylardan başka bir tayp olduğunu kesinlikle anlamış oldum.

Daha sonra, sanırım 1992 yılının başlarında, İstanbul Karaköy’e gemiyle gelen turistler arasında Çeçenler olduğunu duyduk. Orada onlarla buluştuk. Hatta Karaköy’de, cadde ortasında, turist Çeçenlerden bir kadının park hâlindeki bir arabanın kaputuna elleriyle tempolu bir şekilde doli çalmasıyla, trafiği de kapatarak coşkulu bir lovzar yaptık.

O buluşmada İsmail ile tanıştım. Daha sonra Daymohk’a gittiğimizde İsmail, bacanağı olan Şamil’in de Baloy olduğunu söyledi ve beni onunla tanıştırdı. Böylece akrabalarımızla ilk somut irtibatı kurmuş oldum.

Birkaç gün sonra beni Şamil’in evine davet ettiler. Ev çok kalabalıktı. Salondaki masada hep büyükler vardı. Benim yaşımda kimse yoktu. Masa muhteşem bir şekilde donatılmıştı. Herkesle kucaklaşıp selamlaşıyor, tanışıyorduk. Büyük heyecanlar yaşanıyordu.

İçlerinde, isminin Ramzan Atuyev olduğunu ve doktorluk yaptığını öğrendiğim, düzgün giyimli bir büyüğümüz beni yanına oturttu. Önce kendisini tanıttı. Sonra bizim dedelerimizin Daymohk’tan ayrılış hikâyesini, bizim hikâyemizi bana anlattı. Benim Çardak’ta büyüklerimizden öğrenip gitmiş olduğum, Daymohk’tan ayrılan dedelerimizin isimlerini tek tek sıraladı.

Meğerse Ramzan, bizim gelen dedelerimizin en büyük kardeşinin dördüncü nesil torunuymuş. Dedelerimiz toplam beş kardeşmiş. Ramzan’ın dördüncü dedesi Atıbi, en büyük kardeşmiş. İkinci kardeş Teriki. Bu iki kardeş Daymohk’ta kalmışlar. Diğer üç kardeş Hacı Ğanık, Zerki ve Abdurrezak ile Zerki’nin oğlu Alhas dedem (o zaman 13-15 yaşlarında bir çocuk) Osmanlı’ya gitmişler.

Giderken de “Biz bir gidip bakalım, seneye gelir, sizleri de oraya götürürüz.” demişler. Gidiş o gidiş. Senelerce onlardan hiçbir haber alamamışlar.

Sovyetler Birliği döneminde, ilk olarak 1972 yılında Ürdün’den Daymohk’a bir heyet gelmiş. Onlara bizi sormuşlar. Onlar da “Baloylar Ürdün’de yok ama Türkiye’de Çardak diye bir belde var, orada olduklarını biliyoruz.” demişler.

Ramzan Atuyev, “Sizin orada olduğunuzu öğrenmiştik ama gitme imkânımız yoktu. İlk fırsatta gelmeyi çok istiyorum.” diye anlattı. Bana ailemizin büyüğünü sordu. Remzi amcayı söyledim. Ona hitaben İslami harflerle Çeçence bir mektup yazarak iletmem için bana verdi.

Ramzan’ın dördüncü dedesi Atıbi, İmam Şamil’in kadısıymış. Atuyev soyadını da o vesileyle almışlar. Bizim dedelerimizin öz kardeşinin çocukları.

Ramzan geçtiğimiz yıllarda vefat etti. Allah tüm geçmişlerimize rahmet eylesin.

Masada Ruslan isminde, benim yaşlarımda bir genç vardı. Moskova’da iş insanıymış. Bana, “Allah senden razı olsun, sayende ilk defa büyüklerin masasına oturuyorum.” dedi.

Yakın zamanda ilçe olarak kurulan Galançoj bölgesinde, bizim taypın adını taşıyan Baloy Lam (Dağı) var. Dedelerimizin yaşadığı o muhteşem güzellikteki yaylalara şimdi yollar yapılıyor. Tarım ve hayvancılığa elverişli bu bölgelerin imarı için çalışmalar yürütülüyor.

Ramzan Atuyev’den öğrendiğime göre bizim dedelerimiz 300-350 sene önce bu bölgelerden Argun’a inmişler. Osmanlı’ya da Argun’dan göç etmişler.

2008 yılında kızım Zehra’ya, üniversitede okurken soy ağacı yapma ödevi vermişler. Biz de o vesileyle kendi aile büyüklerimize danışarak hem benim hem de eşimin (onun taypı Gendirginoy) soy ağacını Daymohk’tan gelen dedelerimize kadar çıkarmasına yardımcı olmaya gayret ettik.

Çardak’taki evimizin duvarında çerçevelenmiş, tablo gibi duruyor. Bu kıymetli çalışması için Zehra’ya çok teşekkür ediyorum.

Daymohk’tan Osmanlı’ya o zor şartlarda göç eden büyüklerimizin torunları olarak bizlerin, her ailede kendi büyüklerimize kadar uzanan soy ağaçlarını çıkarmamız ve bütün bu bilgilerin bir merkezde toplanarak köklerimize ulaşmamıza vesile olması temennisiyle…

 

    Abdurrahman ÖZDİL  / İstanbul 

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir