ALLAH’IN YARDIMI

(Çeçenlerin Kazakistan’a sürüldükleri 1944 yılının baharından itibaren durumlarına dair yaşanmış bir anlatımdır.)

Mayıs ortalarından itibaren su kenarlarında yetişen otlar biçilmeye başlamıştı. Kolhoz yönetimi ekin ekimini bitiren bütün köylüleri ot biçmeye yönlendirdi. İnsanların ot biçmek için uzağa gitmeleri gerekmiyordu. Hemen yakınlarında biçecek ot çoktu. Kolhozda bir kaç ot biçme makinesi varsa da Kazak köylüleri bu aletleri iyi kullanamıyorlardı. 

1944 yılının Mayıs ayı idi. Çeçen gençleri bu aletleri kullanmayı kısa sürede öğrenmişlerdi ve ot biçme işleri kolhoz yöneticisinin istediğinden daha hızlı gidiyordu. Çeçenlere çalışmak zor gelmiyordu lakin çalışacak takatleri yoktu. Çalışma gücü verecek yiyecekleri yoktu. Yaptıkları işler zor ve güç gerektiriyor olmasına rağmen yönetim, kişi başına günlük yalnızca iki yüz gram gıda veriyordu. Onun dışında kolhoz yönetiminin verdiği süt ve çökelekten başka bir yiyecek bulamıyorlardı. 

Yaz başladığında kendi memleketlerinden bildikleri tanıdıkları bazı otları topluyorlar, yaz ilerledikçe de dut, yabani kiraz, böğürtlen toplayıp yiyorlardı. Bunlarla açlıklarını bastırıyorlardı belki ama ekmek, un olmayınca karınlarını doyuramıyorlardı. 

Yönetimin insanları düşündüğü yoktu ise de; Allah’ın yardımı her şeyi düzeltiyordu. Yaz gelip de otlar biçilir hale gelmeye başladığı zamanlarda bu otların arasında bol miktarda yabani tavuk, kaz ve ördek yavruları büyümeye başlamış ve bu yavrular sürüler halinde idi. Bu yavruların en küçüğü bir kilo, kaz yavruları ise üç kilo kadar geliyordu. Henüz uçamayan bu hayvanları yakalamak zor da olmuyordu. Bu sayede de herkes akşam öğününü çıkarıyordu. Yavruların uçup göç etme vakti geldiğinde de artık buğdayların biçme zamanı gelmişti.  

Ekin biçme zamanı gelince kolhoz yönetimi herkesi ekin hasadına yöneltti. Çeçenler hala açlık çekiyor, yeterince beslenemiyorlardı. Bunu bilen kolhoz yöneticisi Ahğmediev Ahğmethğan gizlice buğday hasadında çalışacak Çeçenleri topladı. 

-Sizin durumunuzu bildiğim için sizi çağırdım. Bir iki güne kadar buğday biçmeye başlayacağız. O sırada çok dikkatli olmalısınız. Akşam eve dönerken, eğer üzerinizde iki kilodan fazla buğdayla yakalanırsanız;  tutuklanır on yıl ceza ile Sibirya’ya sürülürsünüz. Bunu öteki arkadaşlarınıza da söyleyin. İlçe yöneticilerine durumunuzu bildirip biraz daha gıda vermelerini isteyeceğim. Buraya başka bir yerden gelmiş bir Kazak var. Kolsuz Borsak derler. Ondan sakınmalısınız. Siz Çeçenleri değil biz Kazakları da ispiyonlar, ihbar eder. Ona çok dikkat edin. Bizim öteki Kazaklardan korkmanız gerekmez. 

Bölgenin ikliminden dolayı ekip biçme zamanı dardı. Herkes bir an evvel ne ekip biçecekse ekmeli, biçmeli idi. Ekimin 16-17 sinde ekinler biçilmeye başlandı. Ailesini, çocuklarını helal rızıkla doyurmaya alışkın Çeçenler buğday biçilmeye başladıklarında eve götürecekleri bir iki kilo buğdayı hiç gizlemeden açıktan götürüyorlardı. Onu da bir akşamda bir seferde kavurup yiyorlardı. Kışlık hazırlamak akıllarına bile gelmiyordu. Bu yıl oldukça bereketli bir yıl olmuştu. Bu yüzden kendilerine yeterince yiyecek buğday verilir sanıyor, daha bir gayretli çalışıyorlardı. 

Çeçenler kışın zahire ihtiyaçlarının karşılanacağını düşünerek gayretle çalışıyor ve buğday hasadı işlerini tamamlamak üzerelerken; kolhoz yöneticisi Ahğmethğan son derece endişeleniyor, kışın Çeçenleri nasıl doyuracağını düşünüyordu. Sık sık ilçe yönetimine başvuruyor, ancak onlardan olumlu bir cevap alamıyordu. Bir hayli düşündükten sonra Çeçenlerin büyüklerinden iki üç kişiyi gizlice topladı.  Onlara kış için beş altı çuval buğday toplamalarını ve saklamalarını söyledi. Çeçenler artık gizli de olsa kış için buğday saklamaları gerektiğini anladılar. Bunu Allah’ın günah saymayacağını düşündüler. 

Gece geç vakit az buçuk Kazak dili öğrenmeye başlayan biri buğday harmanlarının bulunduğu yere gidiyor, harman bekçisini çağırıp bir iki kilo buğday istediğini söyleyip, yalnızlıktan bunalmış bekçiyi lafa tutuyor, onun hoşuna gidecek muhabbet başlatıyordu. Bu esnada iki kişi de alt yandan çuvallarını dolduruyordu. Sabahleyin harmana gelen Ahğmethğan gece Çeçenlerin ne yaptığını gayet iyi anlayıp kendi kendine gülümsüyordu. Ne Çeçenler günlük haklarını istiyor, ne de ötekiler Çeçenlerin o gün ne yiyeceklerini soruyordu. Fakat nereden yiyecek bulduklarını da gayet iyi biliyorlardı. Bu durum 1945 yılından itibaren 1955 yılında kolhozların Sovhozlara dönüştüğü zamana kadar böyle devam etti. 

1944 yılı Ağustos ayında otlar arasında kaçışmaya başlayan kuş yavruları artık kanatlanmış uçmaya başlamışlarsa da; bu hayvanlar pek fazla uzağa gitmemiş orman içlerinde bulunuyor veya buğday hasadından sonra tarlara dökülen taneleri toplamak için tarlalara geliyorlardı. Çeçenler onları yakalamak için çeşitli yollar ve tuzaklar kurmayı kısa zamanda öğrendiler. Kış gelip kar yağdığı zaman bu kuşlar orman içine dağılır ve aralık ayından sonra avlanmaları sona ererdi. 1945-50 yılları arasında bolca av kuşları etiyle açlıktan ölümü atlattılar.  Bu, Çeçenlere Allah’ın bir lütfu ve yardımı idi. Bunu bilen Çeçenler Allah’ın bu yardımından dolayı şükür ve hamd ederlerdi.

Kolhoz yöneticisinin yönetimden kendilerine bir erzak yardımı olmayacağını, kendi başlarının çaresine bakmaları gerektiğini bildirmesine rağmen, yönetimin acımasız cezalarından çekinen insanlar zorunlu olmadıkça herhangi bir şeye el uzatmıyorlardı. Buğdaylar biçilmeye başladığı zamandan itibaren bazen isteyerek, bazen gizlice toplayarak da olsa kış için evlerine bir iki çuval kadar buğday koyuyorlardı. Evlerinde daha fazlasını bulundurmaya cesaret edemiyorlardı. Ayrıca gizlice temin edilse de onu saklayacak gizli bir yerleri yoktu. Her evde en az iki üç çocuk bulunduğundan zaten rahat yatıp kalkabilecekleri yer yokken, çuvallar gizlemeye olanakları da yoktu. Yönetim en küçük sebeple bile Çeçenlerin peşine düştüğünden kışlık buğday saklamaları zaten son derece tehlikeli idi. Ayrıca bu durumu kolsuz Borsak’dan da gizlemek gerekiyordu.  

Bu kadar az zahire ile bir kışı geçirmek mümkün değildi. Bu yüzden hane reisleri kişi başına sabah akşam bir kaşık kadar kavrulmuş buğday verebiliyordu. Gün boyu çalışmaya giden de bu yediği ile dayanmak ve çalışmak zorunda idi. Evde kalan yaşlılarla çocuklar da akşama kadar yarım avuç kavrulmuş buğdayla beklemek zorundaydı. Ancak bolca ekşimik ve süt bulunuyordu. Bu da beslenmelerine önemli bir katkı sağlıyordu. 

İkinci Dünya savaşının en yoğun yaşandığı bir sırada yanlarına hiçbir şey alamadan evlerinden, vatanlarından çıkarılan Çeçenlerin durumları acınacak halde idi. Fakat üzerlerine geldikleri yerli halkın durumu da onlardan farklı değildi. Yerli halkın erkeklerinin neredeyse tamamı savaşa gönderilmiş olduğundan kolhozlarda ekip biçme işleri kadınların üstüne kalmıştı. Bu yüzden de yeterli üretim yapılamıyor, onlar da yeteri kadar karınlarını doyuramıyorlardı. 

1947 yılında, her ne kadar yönetimden çok çekiniyor olmalarına rağmen herkes evine iki üç çuval buğday koydu. O kış bütün güvenceleri o kışlık buğdayları idi. Başka yerden bir yiyecek bulma umudu da yoktu. Ocak Şubat aylarında köyün yakınından geçen bir akarsudan buz tutuncaya kadar balık tutuyorlardı. Suyun yüzeyi buz tutunca ondan da oluyorlardı. Bu çaresizlikler yüzünden ellerinde olanla bir kış boyu idare etmek zorunda idiler. Ne kadar idare etseler, kaşık kaşık da ölçseler, sayarak da yeseler Mart- Nisan aylarını zor buluyorlardı. Ondan sonra da ellerine geçtiği kadar süt ve çökeliğe kalıyorlardı. 

ЧАНЧАЕВ  ШАМСУДДИ  (Çançayev Şamsuddi)

СИБРЕХА  НЕКЪ  (Sibirya Yollarında)

Çeviri  : ALİ  BOLAT

 

              

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir